İslâm’dan Önce Arap Yarımadasındaki Sa’âlîk Grupları- Arap Kargaları Taifesinin Örnekleri-

İslâm’dan Önce Arap Yarımadasındaki Sa’âlîk Grupları- Arap Kargaları Taifesinin Örnekleri-

Hasan ‘İsâ el-Hakîm ve Selâm Kenâvî ‘Abbâs el-İbrahimî**

Çeviren: Hakan TEMİR*

 

Abstract

The saaleek were not castes one but were from many group because many reasons as the Economical settings, Geographical and social environment, as well as political situation that making in growth and development this seelaak groups, where as various that castes.

The strangers caste were one from among three castes that consist of the Saaleek in Arabic per-Islamic period the strangers caste were consist of sons bondmaid Happesh black whereof throw away fathers them whom not to follow them, and disso iutes caste (abnomales) whom deposition tribes them for numerou serious crime, and castes were not from strangers or sons bondmaid but were from pores whom profession the Al-Seelaak professionalism.

The strangers caste were included the slaves class that were one from classes Arab social in Arabia in the pre-Islamic period which be located in low caste of the social, so they were making with servant which refuse from nobleman make as milk, wrap up, so the strangers Arab castes were miserable caste in Arab social aristocratic.

The strangers caste life them as series from humbleness which were making servants Arab frankers as well as instruct them with dance, singing as well as the swearword and shame with black that because everments colures, so they disobey social.

Giriş

Sa’âlîk,[1] gördüğümüz kadarıyla tek bir grup değildi. Coğrafî şartlardan, iktisadî ve içtimaî durumlardan dolayı birkaç gruptan oluşuyordu.Siyasîolaylar,Sa’âlîk gruplarının oluşmasında ve devam etmesinde etkili oldu.Çünkü yarımadadaki mevcut şartların değişmesi farklı grupların oluşmasına neden olmaktaydı.

İslâm’dan önce Arap yarımadasındaSa’âlîkler üç gruba ayrılıyordu. Birincisi Gurebâ (kargalar)taifesidir. Babaları tarafından dışlanan, Habeşistanlı siyah kadınların doğurduğu çocuklarındanmüteşekkildi. Çocuklarınsiyah renkte doğmasını kusur olarak algıladıkları için kendilerine nispet etmeyi utanç sayarlardı. Bu şekilde doğan çocukları annelerinin soyuna dahil eder, memnuniyetsizliklerini dile getirmek için onlara “Arapların Kargaları” lakabını verirlerdi. İkincisi çok fazla suç işledikleri için kabilelerinden dışlanan el-Halâ’ (eş-Şuzâz)’dır.Üçüncüsüise halâ’ dışındaki sahipsizlerdir.Onlar, Sa’lekeyiprofesyonel olarak öğrenen Habeşistanlı fakir kölelerden oluşmaktaydı.[2]

Burada söylememiz gerekirki,Sa’âlîk grubunu oluşturan taifelerasırların değişmesiyle farklı tabakalar ve isimlerle kendisini göstermekteydi. Nebevî asırda cahiliyedeki sosyal tabakalar ortadan kalktı.Çünkü o grupların varlık sebebi olan adaletsizlik İslâm diniyle ortadan kaldırıldı.Emevîlerin asrından (h.41-132) kısa bir süre önce Sa’âlîkler,dışlananlar (el-Halâ’), fakirler(el-Fukarâ’), adalet  ve siyasetten kaçanlar(el-Fârûnminel’Adaletive’s-Siyâsiyyûn) ve neredeyse ortadan kalkmak üzere olan kargalar(Ğurabâ)’dan oluşan dört taife tekrar ortaya çıktı.Abbasiler döneminde (h.132-656) el-Fukarâü’l-Hecâî(savunmasız fakirler), el-Fukarâü’l-Lusûs (hırsız fakirler), el-Ayyârîn, Şuttâr ve Fityânü’t-Tufelliyîn gibi yeni gruplar ortaya çıkmaya başladı. Bu arada el-Halâ’ ve eş-Şuzaz grupları tamamen ortadan kalktı. Siyah kargalarda öyledir. Çünkü Araplar kabilelerinin çoğu dağılmaya başlamıştı. Araplar acemlerle karışmıştı. Geçmişte şiddetle savundukları birçok geleneğiartık terk etmişlerdi.[3]

Cahiliyede görülen üç Sa’âlîktaifelerinin ortaya çıkış nedeni ortaktır.Toplumda zulmün başlamasıylahalkın arasındaki bağ koptu.Bağların kopmasıylatoplum için çalışan her ferdin toplumun yararını gözeterek tabi olduğu içtimaîkurallar da bozuldu.[4] Toplum içerisinde tabakaların ortaya çıkması kaçınılmaz bir gerçek oldu.

Saâlik şemsiyesi altında farklı grupları bir araya getiren şey, savunucularının ozamandaki içtimaî ve iktisadî nizama karşı çıkışlarıdır. Toplumdaki adaletsizliği reddedip isyan ettiler. Çünkü cahiliye düzeninde, zulüm çok belliydi. Sisteme karşı durduklarında kabilelerince dışlandılar. İçtimaî ve örfî kanunların dışına çıkmakla suçlandılar.Böylece iki taraf arasında tartışma başladı. Neticede fakirlerden, kabilesinden dışlananlardan ve kargalardan oluşan üç taife zuhur etti.[5]

Saâlik taifelerinin içerisinde kavimlerin şerefli adamlarıda vardı.Bunlar bir süreliğine Sa’âlîklerin arasına katıldılar. Sonra kavimlerinin önde gelenleri oldular. el-Hemdânî (ö. h.334) bu konuda şu bilgiyi nakletti: “Abdullah b. Cüd’an[6]  hayatının ilk dönemlerinde çok fakirdi. Kureyş’inSa’âlîklerindendi.[7]Çok fena bir adamdı, çok fazla suç işliyordu. Kavmi, kabilesi, aşireti ve ailesi onu dışladı.[8]Sa’âlîk taifesini kurduktan sonra birçok kabiledende ezilen insan yanlarına katıldı.”[9]

Kargalar Taifesi:

Cahiliye döneminde Araplarda hâkim olan kabile hayatı ve kabilenin hem cins insanlardan yani aynı kanı taşıyan, kan bağıyla birbirine bağlıolan fertlerden oluştuğu inancıdışlananlar(el-halâ’/eş-Şuzâz) grubunu ortaya çıkardı. Kan birlikteliği inancının yansıması kargalar taifesidir. Bunlar Arapların garipleri ve siyah renkte olduklarından kargaya benzetilen çocuklardı.[10]  Bu tabakada zikredilenlerin anneleri siyah renkte olduğu için, çocuklar siyah tenli doğarlardı. Renklerinden dolayı“Arapların Kargaları” lakabını aldılar.Annelerinin siyah olmasının yanında[11]Araplarda karga uğursuzluklara delalet ettiğinden[12]böyle bir isim seçildi.Araplarda uğursuzluğa dalalet eden ne varsa, karga ondan daha fazla uğursuzluğadelalet ederdi.[13]  Yani uğursuzlar içerisinde en uğursuzdu. Bu nedenle karga isminden olumsuzluk ifade eden gurbet, ayrılık(iğtirâb)ve yolcu(ğarîb) kelimeleri türetildi.[14]İslâm’dan önceki asırda Arap kargaları böyle olumsuz şeylere dalalet ediyordu.[15]

Kargalar (el-Ağribe),Araplar nezdinde Arapların çocuğu ve annelerinin siyah köleler olmasından dolayı siyah olarak doğan bir tür olarak bilinmekteydi.Bu tür siyah olarak doğar, çünkü anneleri siyah kölelerdendi. Bunlar sadece renklerinden dolayı zorluk çekmiyorlardı.Neseplerinden dolayıda zorluk çekiyorlardı.[16]

Arap kabilelerinin üzerine kurulduğu temelin kan bağıyla birbirine bağlı çocuklardan oluştuğu inancı apaçık ortadadır. İnançlarınınyansıması olarakher kabile de var olan sosyal tabakalar-aristokratlar(es-Serhâ), orta sınıf(el-Mevâlî) ve köleler (el-Abîd) arasındaki ilişkiyi düzenleyen bir sürü âdet oluşmuştu.Abîdtabakası,aristokratik cahili toplumda kötü hayat şartlarında yaşam mücadelesi veriyordu.[17]

Arapların kargalarının sayısı veyaSa’âlîklerin kargalarının sayısı hakkında kaynaklar ihtilaf halindedir.[18]Arapların kargalarının en meşhuru Antere b. Zebîbe’dir.[19] O siyahî kölelerdendi.[20]Hufâf b. Nedbe[21] siyah olduğu için Arapların kargalarından sayılıyordu.O siyah bir cariyeye nispet edilir.[22]Karga olarak kabul edilen başka kişilerde vardır.Saâliklerin kargalarının en meşhuru ise es-Süleyk b. es-Seleke’dir.[23] Annesi siyah bir cariyedir.[24]TeebbetaŞerran,[25]Şenferâ[26] ve Hâciz el-Ezdî[27] anneleri siyah olan Sa’âlîk taifesindendir.[28]

Kaynakların yalnızca Sa’âliklerin belli başlılarından bahsetmesi, özellikle cesaretleri ve kuvvetleri takdir edilen, Arapların hoşuna giden kimselerin haberlerinin aktarılması gerçeği dikkate alındığında karga diye nitelendirilen Sa’âlîk taifesinin sayılarının–yukarıda sayılanlardan- daha fazla olduğunda şüphe yoktur.[29]İslâm’dan önceki aristokratik Arap toplumunda köleler tabakasının sayısı azımsanamazdı.Arapadetlerinden birisi de zenci köle kadınlarla evlenmekti.O dönemde çok yaygın bu âdet siyahîlerin sayını artırdı.[30]

Karga Sa’âlîkler,İslâm’dan önceki Arap toplumunun içerisinde yer alan kabile toplumunun en düşük tabakalarından biri olanköle tabakasındandı. Köleler, hür insanların yapmak istemedikleri süt sağma ve hayvanların memelerini ip ile bağlama gibi işleri yapıyorlardı.[31]AbîdAntere b. Zebîbe’nin annesi siyah bir cariye idi ve devenin memesini iple bağlamasıyla gündeme geldi. Üst tabakadaki insanlar durumuyla dalga geçmek ve konumunu belirtmek için şöyle derlerdi: “Köle savaşta kaçmayı bilmez. Süt sağmayı birde hayvanların memelerini ip ile bağlamayı bilir.”[32]Malların alınıp-satıldığı gibi köleler de alınıp satılırdı. Kölenin sahibi özel mülkiyetini nasıl kullanıyorsa köleyi de öyle kullanırdı.Kabile kanuna göreköle,hiçbir şekildegeleceği hakkında hiçbir görüş söyleme hakkına sahip değildi. Çünkü o hayvan veya eşya gibi bir mülkiyettir.Bütün mülkiyetler elden ele devredilmesiyle eş değer olarak kölenin mülkiyetide intikal ederdi.Kölelerinher ne kadar diğer insanlar gibi ruhu, anlayışı ve duyguları olsa da hiç birisi idrak ve şuur sahibi görülmezlerdi.[33]

Arapların karga taifesi aristokratik Arap toplumunda her şeyden mahrum bir gruptu.Onların hayatı bir zillet zinciriydi.Hayatları saf Arapların (es-Serhâ)hizmetinde geçerdi. İlaveten dans ederler, şarkı söylerler,sövülürler ve siyahlıkla ayıplanırlardı. Çoğu zaman atalarına da küfür edilirdi. Küfür işitmelerinin sebebi renkleriyle alakalıdır.[34] Çünkü Araplar,siyah rengin uğurlu bir renk olmadığını kabul ederlerdi.Siyahı şerrin ve şeytanın rengi addederlerdi.[35]Siyahlığı nesebin sağlam olmadığına dair bir işaret olarak algılarlardı.[36] “Araplar bu adam beyazdır, bu kadın beyazdır.” dediklerinde adamın yada kadının ırzı başkasından koruduğunu kast ederlerdi.[37]Bir adam beyaz olduğu zaman beyazlığıyla övünüyordu.Annesi beyaz oluncada aynı şeyi yapıyordu. Kadının güzelliğinin göstergesi beyazlık özelliğidir. Beyazlık kadının şerefinin kanıtıdır.Öyle ki, savaş esirlerinin(sebeyâların) beyaz olmasıyla iftihar ediyorlardı.[38]

Kaynaklar işaret ediyor ki, köleler tek bir cins değillerdi. Aksine farklı kökenlerden geldiklerinden çeşit çeşitlerdi. Aralarında Arap kökende olanlar, bir kabilenin diğer kabilelerle savaşması neticesinde ele geçirilen esirlerdi. er-Rakîk diye isimlendirilen[39] Arap olmayan köleler, Arap yarım adasının yanındaki ülkelerden getiriliyordu. Arap olmayan kölelerinpek çok çeşidi vardı.Bunlardansiyah köleler aslenHabeşî’dir.[40]Barış ve savaş günlerinde bir silah olup efendilerini savunmak,günlük işlerde hizmet etmek ve emek harcamak üzere zenginler tarafından satın alınırlardı. Arap olmayan köleler içerisinde beyaz kölelerde vardı.Bunlar Şam ve Irak’tan esir olarak Arabistan’a getirilir ve çarşılarda satılırlardı.[41]İdrak ve mârifetsahibi olduklarından bunların durumu siyah kargaların durumundan daha üstündü ve daha iyiydi. Maharet ve zekâ gerektiren işlerde çalıştırılırlardı.Böyle olunca fiyatları siyah kargaların fiyatından daha fazla idi. Onları sadece çok zengin olanlar alabiliyordu.[42]

İslâm’dan önce Arap toplumunda dışardan getirilen kölelerin (er-Rakîk’in) sayısı çok fazlaydı. Kaynaklar işaret ediyor ki, Arap toplumunda her efendinin yanında çok sayıdabu kölelerdenvardı.Her evde bir köle bulunması arzulanırdı.Ebû’l-Ferec el-İsfehânî, Abdullah b.EbîRebîa’nın[43] yanında bütün meslekleri bilen Habeşlî kölelerinin olduğuve bunların sayısının çok fazla olduğunu söyledi.[44]Hatta yardım etmesi için Hz.Muhammed’e bu köleleri yanına almasını teklifetmişti.[45]

Kargaların en önemli kaynağı esaretti. Kargalığın en önemli kaynağı addedilen esirlik durumlarının sebebi Araplardaansızın yapılansaldırıların ve savaşların çok yaygın olmasıdır.Kabileler ve kabilelerin başındaki efendiler her zaman çekişme içerisindeydiler. Bazen intikam bazende mallarını gasp etmek için komşu kabilelere saldırırlardı.İntikam alacakları zaman,amaçları sadece öldürmek değildi. Aynı zamanda savaş sonunda yenilgiye uğrattıkları kabilelerin mallarınael kor ve yakınlarını esir alırlardı. Çünkü bunlar maddi bir ganimetti. Araplar sabaha karşı ani baskın yaptıkları, fakirleştikleri[46]veya yolları kestikleri zaman,[47] erkeklerden daha çok kadınları esir almaya özen gösteriyorlardı. Çünkü kadınlar şereflerini koruyacağı ve esir alınan kadınla birlikte olduklarında,doğurduğu çocuk efendisine köle olacağı için  kadınları esir almak için özel gayret sarf ederlerdi.Öncelikle o zamanlarda bir kadını esir almak, düşmanlarını aşağılamaktı. Daha sonra kadın, maddi ganimetti. Ayrıca Arapların savaş anlayışının temelinde çocukları ve kadınları korumak vardı.[48] Bu nazarlabakıldığında kadınları korumak Arapların bir cesaretiydi.Birbirlerini“kadınları koruyan, kadınların kahramanı” gibi lakaplar veriyorlardı.[49]

Anlaşılan kargalar taifesi fakir olduğu için kendilerini azat edemiyorlardı.Nadiren bir kişi kendini azat ediyor veya kişi kavminden dışlanıyordu.İşin aslıSa’âlîkler fakir olduklarından vekavimlerinin önem vermeyişinden dolayı onları kimse azat etmiyordu.Yine es-Süleyk  b. es-Sekele’nin durumunda olduğu gibi, esir düşen kişinin kim tarafından esir edildiği ve esir düştüğü yer bilinmediği zaman esir olarak kalıyorlardı.[50]

Köle tabakasının genel olarak kaynağı ve karga grubunun özel olarak kaynağı köle ticaretiydi. Bu ticaret ardı kesilmeyen savaşlardan dolayı düzenli bir hale gelmişti.Esirler çarşılarda satılıyordu.Zeyd b. Hârise[51] ve Süheyb b. Sinân[52] örneklerinde olduğu gibi bazen Arap yarımadasını yanı başındaki ülkelerden getiriliyorlardı.Süheyb b. Sinân’ı Abdullah b. Cüd’an satın aldı.[53] Köleliğin diğer bir kaynağı da borcu olup ödeyemediğinden hür insanların köleleştirilmesiydi. Bunlar parayı veremedikleri için köleleştirilmişlerdi.[54] Bu bilgiler gösteriyor ki, cahiliye döneminde çarşılar, pazarlar karga grubunun ve kabileden azledilen/  dışlanmış grubun(el-Halâ’) oluşmasındada rol oynamıştır.[55]

Karga grubunun önemli bir kaynağıda denk olmayan evliliklerdi.Kadınların hürler ve cariyeler olmak üzere iki türü vardı. Cariyelerin bazıları fahişe kadınlardı.Geriye kalan cariyelerin bazılarıda hür kadınlara hizmetçilik yapıyorlardı ve hayvanları otlatıyorlardı.Arapların kimisi onlarla evlenirdi.Evlilik neticesinde çocukları olursa, çocuğun büyük iş başarması dışında,  kendilerine nispet etmezlerdi.[56]

Araplar şerefli olmaya önem verdiklerinden “Biz öyle bir milletiz ki cariyelerin bizden çocuk doğurmasından nefret ediyoruz” diyorlardı.[57] Fakat bazı cariyelerle evleniyorlardı.İbnHabîb kitabında cariyeleriyle evlenen Araplarla ilgili listeler düzenledi ve özellikle Kureyşlilerle ilgili özel liste hazırladı.[58]Toplum bu şekilde gerçekleşen nikâhın evliliğe denk olduğuna inanmıyordu. Bu tür evliliklerin meyvelerine özel isimler veriyorlardı.Arap erkeği ve cariyelerinin çocuğuna “hecîn” deniyordu.[59]Onları bu şekilde kabilenin nesebine bağlıyorlar ve asıl neseplerine katmayı reddediyorlardı.[60]Kabilenin asıl nesebine dahil edilmemesi ikiolumsuz sebeptendir.Birincisi doğan çocuğun ve annesinin nesebininsaf olmayışı, diğeri ise çocuğunvücudunda taşıdığı siyahlıktır.Bu tür çocuklar kabileye dahil edilmez karga kölelerdensayılırlardı.[61]Kabilenin tümü doğançocuktanhaberdar olmasına rağmen,çocuğudiğer kölelerdenfarklı saymazlardı.Antere’de olduğu gibi hayatının bir kısmını köle olarak geçirenler çoktu.[62]

Cariye evliliğine normal bir evlilik gibi saygın itibarla bakmamak normal bir anlayıştı.Çünkü cahiliye realitesine göre cariyeler genelde zina yapardı.[63]Cariyeler Araplar nezdindeazgınlığı yani zina eden kadını çağrıştırırdı. Cariyelere hak verilmediği gibi hukukîmuameleleri de tanınmazdı.Cariyelerin işi cinsellikten başka hiçbir şey değildi. Bir cariyenin kendilerinden çocukdoğurmasına sinirlenirlerdi.[64] Bu nedenle cariyelerin çocuklarınıreddederler, sadece çok iyi ve maharetli olanları neseplerine katarlardı.[65]

Cariyelerin zor ve meşakkatli hayatları,  siyahî çocuklarına olumsuz bir şekilde yansımaktaydı.Çocuklar babalarından daha fazla annelerine bağımlı kalmaktaydılar.Nitekim,İbnSeleke,[66]İbnZebîbe,[67]İbn Nedbe[68] ve diğerlerinde olduğu gibi,  çocukların çoğu babalarına değilde annelerine nispetliydiler. Örflerindeki kadıntaassubu şüphesiz babaların,çocuklarınıinkar etmesine götürüyordu. Bu çocuklar ilk zamanlarını annelerinin yanında geçirmişlerdi.Annelerinden başka hiç kimsenin onlara yardım etmeyeceğine inanıyorlardı.Onlar annelerine,  anneleride onlara taassup göstermişti.[69]

Araplar ara sırasavaş esirleri (sebâyâlar) alırlardı.Çocuk edinmek istediklerinde kadın sebâyâları azat edip eş olarak alırlardı.Yalnız bu sebâyâlar eski kabilesini unutmazdı.Ne kadar zaman geçsede eski kavimlerine dönmek isterlerdi.Çünkü Arap kadınları aşağılanmaya dayanmaz ve sebâyâ olmayı hiç kabul etmezlerdi. Ebû’l-Ferec el-İsfehânî,  Urve b. el-Verd’in kısasını anlatırken Urve’nin savaştan bir kadını esir aldığından bahsetti.[70]O kadın ile evlenip bir çocuk bir müddet kalmasına rağmen kadınınfırsatını bulunca eski kavmini döndü.[71]Kadının savaş esirliğinden (sebâyâlıktan) nefret etmesi, Arapların onlara kötü davrandığı anlamına gelmez.  Aksine Araplar onlara ikramda bulunuyor ve diğer hanımlarıyla savaş esiri hanımlarını aynı evde tutuyorlardı.[72]

Bu kargalar şerefli bir nesebe ait olmadıkları ve siyah oldukları için her zaman itaatsizlik gösteriyorlardı. Toplumda onlara zalim nazarıyla bakıyordu.Özellikle Sa’âlîklerin çoğu köleveya siyah renkteki Habeşistanlı cariyelerden oluştuğu için onlara bu şekilde davranıyorlardı. Halk, nesebi belli olmayan TeebbeteŞerran,[73]Şenferâ,Süleyk b. es-Seleke[74] ve diğerlerine zulüm etti, sert davrandı. Onları babaları dışladılar. Kendilerinden olmadıklarını göstermek ve yüklendikleri ayıbı kendilerine bulaştırmamak için onlara “Arapların Kargaları” demeye başladılar.[75]

İslâm’dan önce bu gruplar zulme uğradıklarını hissediyorlardı.Çünkü onlar her zaman mahrum bırakılan, ihanet edilen ve şiddette maruz kalan kimselerdi.Fakir, ihanet edilen ve aralarındaki cesur kişiler de ayırmadan hepsi siyah olarak tasvir edilen bu tabaka, toplumun etrafında yaşadılar.[76] Hatta bazıları kabilesini savunmak için katıldığı savaştan zaferle dönerken bile “siyahın oğlu”, “Yemin ederim ki ancak bu siyahın oğlu savaşı kazandırdı.”  sözlerini duyarlardı.[77]Bu sebeplerenk sıkıntısı- daha önce sebeplerini bildirdiğimiz üzere-Arap toplumunda arka planında pek çok sebebin olduğu psikolojik bir sıkıntı idi ve insanların erken dönemiçtimaî adalet taleplerinin yansımasıydı.[78]

Bir araştırmacı,kendilerini savunmak için her yola başvuranArapların siyah kargalarınınSa’âlîk olmalarının birçok nedeni olduğuna işaret etti. Bunlar, kabilelerininazarlamaları, cariyelerden doğdukları için babaların kendilerine nispet etmemeleri, fakirlik,mazlumiyet ve mağduriyet bellerini bükmesidir.Toplum nazarında eşya ve mülk kabul edilen tabaka -Hayvan ile aralarında hiç fark yoktu- olarak görülüyorlardı.Hiçbirisinin neslinden, ehlinden ve vücudundan sorumluluğu yoktu.Efendininkölenin mülkiyetinde olan ve sonradan kazandığı her şeyi almak,emirlere muhalefet edeni öldürmek,  mülkiyetine aldığı kadınla engelsiz ve şartsız eğlenmek gibi tasarrufları söz konusuydu.[79]Bu nedenle bazı kargalar efendisinden kaçmaya başladı.Efendisininzulmünden kaçarak,Sa’âlîklere katıldılar.Sa’âlîklerin yolu onlara en yakın yoldu.Sa’âlîkler bir çete gibi dağlara ve tepelere iltica ederdi. Yemek bulmak için insanlara ve yolda geçenlere eşkıyalık yaparlardı.[80]

Kargalar,eşkıya çeteleri kurduktan sonra tehlikeli olmaya başladılar.Çeteler Sa’âlîkten ve diğer grupların çocuklarından oluşuyordu. İbnSa’d Hz. Muhammed (sav)’in Tihâme dağında[81] yaşayan bir eşkıya grubuna mektup yazdığını işaret etti. Onlar eşkıyalık yapmaktaydılar.Çeşitli kabilelerden katılan insanların bir karışımıydılar. Özellikle efendilerinden kaçan kölelerden oluşuyorlardı.Hz.Muhammed(sav) onlara şu mektubu yazdırdı:Biliniz ki, iman edip namazı ikame ederseniz, zekâtı verirseniz, köleleriniz hür ve koruyup kollayıcınız Hz. Muhammed (sav) olacaktır. Aranızda bir kabileye nispet edilenler varsa, artık o kabileye geri gönderilmeyeceklerdir. Bulaştıkları bir cinayet veya gasp ettikleri bir mal varsa o sahibine aittir. İnsanların üzerinde borçları varsa kendilerine ödenir. Onların üzerinde zulüm ve düşmanlık söz konusu değildir.”[82]

Neseplerinin zayıflığı kargaların hayatlarına büyük etki etmektedir.[83]TeebbeteŞerranArapların kargalarından sayılanAntere ve başka kişiler gibiydi.Nesebi belli olmadığı için Sa’âlîklere katılmıştı. es-Süleyk b. Selekeve Habeşistanlı cariyeden doğan arkadaşlarının durumu da aynıydı. Eksikliklerinden dolayı ikinci plana atılmışlardı. Toplumda kaybettikleri gücü göstermek istediler.Sa’âlîklerekatılarak ve eşkıyalık yaparak intikam almayaniyetlendiler.[84]

Sa’âlîklerin arasında nadir de olsahür Araplar olabilmekteydi.Sa’âlîklerin çoğu genelde kabilelerinden uzaklaştırılmış veya kendileri kabilelerinden ayrılmışköle tabakasındandı.Süleyk b. es-Seleke, TeebbeteŞerran, Şenferâ ve diğerlerinin siyah rengi her daim galip geliyordu. Arkadaşlarına her zaman köle olduklarını söylüyorlardı.Köleliğin zilletini ve fakirliğin zorluğunu hissediyorlardı. Bu taife toplumdaki bütün gruplar gibi yaşamak istiyordu. Fakat toplum onlara izin vermiyordu.[85]

Şüphesiz Sa’âlîklerin çoğu içinde bulundukları sıkıntılardanşikâyet ediyorlardı. Yalnız tarih onlara özen göstermedi. Toplum sadece beğendiği kişilerin tarihine özen gösterdi. Süleyk b. es-Seleke şu sözleri söyledi: “Ben zayıf olsaydım, köle olurdum. Kadın olsaydım, cariye olurdum.Ey Allah’ım! Hayal kırıklığından sana sığınırım.Heybete gelince ben kimseden korkmam.”[86]Getirdiği yetenek ve değerden dolayı Süleyk kendisini tarihe yazdırdı.[87]

Büyük ihtimalleAntere b. Şeddâd’ınSa’âlîk olmasını engelleyen tek şey babasının onusoyuna kabul etmesidir.Antere güçten, nefsin izzetinden, zilletin uzaklaşmasından,Sa’âlîklerindağa çıkarak elde ettikleri güçlüleri tahsil etmişti.[88] Babası nesebine kabul etmeseydi o da zillete,zulme boyun eğecekti.Ozamanda Sa’âlîklere katılmaktan başka çaresi olmayacaktı.[89]İslâm’dan önce bütün Arap kargaları Antere’nin eline geçen fırsatı elde edemediler. [90]

Kargalar grubu bu zelil hayatı reddettiler.Toplumunkendilerini zelil ve hakaret edici tavırlarına isyan ettiler.Çünkü onların da kendilerine yapılanlara karşı koyacak bir nefsi, efendisine karşı isyan bayrağını kaldıracak kuvveti vardı.es-Saâlebî onları “Cesur siyah insanlar”[91]ve Ebû’l-Ferec el-İsfehânîTeebbeteŞerran’ı “Cesur bir hırsız.” olarak nitelendirir.[92]

Muhakkak ki, cesur kargalar kabiledeki güçlülerin durumuna karşı çıktılar.Kabilenin kendilerine dayattığı zelil hayatı reddederek kabilenin himayesinden normal hayata koştular.Tabiat onlara toplumun ayıp olarak gördüğü rengi vermişti.Şerefli, hür ve vücudun gücüne dayanan bir hayatı yaşamak için belli üsluplarla kabilelerinden yollarını ayırdılar.Onlar sadece haklarını kazanmak istiyorlardı. Kargaların bazıları kabileye bağlılığınıitiraf etmiyorlardı ve hangi kabileden olduklarını bile söylemiyordu.Zaten kargaların kabile asabiyetinde hırslı davranmalarını gerektirecek bir durum yoktu çünkü hiçbirisi kabilenin bir ferdi kabul edilmiyorlardı.[93]

Bunlarla birlikte bu kargaların bazıları bir açıdançok yetenekli görünüyorlardı. Kabile kendisini savunmada onların bireysel önderliklerini hissederdi. Kabilelerfaydalı olacağını düşünür ve kendilerine yaklaştırmaya çalışırdı.Antere’de olduğu gibi onlarda Kabilenin temel işlerini yaparlardı. [94]

Kabile toplumundaki fertlerin kan bağıyla birbirlerine bağlı olduklarını düşünen cins unsuruna inanmayanKargalar,kölelerin kabilelerdeki durumunu kabul etmediklerindenher zaman Sa’âlîk hareketine sıcak bakıyor, köleliğe isyan eden kişilerle destekliyorlardı.Böylece niyetlerini açıkça belli ediyorlardı. İslâm’dan önceki asırda TeebbetaŞerrangibi insanlar hayatını Sa’âlîk hareketine adadılar.[95]Hayal ile hakikatin karışımını efsane gibi gösterilen bazı  kargalar da Arap milletinin içinde yaşadılar.. Böylece gerçek ile vehim birbirine karıştı. Siyah kölelerin isyanı hürriyet ve eşitlik içindi.Şenferâ ve arkadaşları eşkıyanın şahsiyetinde, hırsızlıkta ve saldırmakta hayatın devam kaynağını ve intikam almanın yolunu görüyorlardı.[96]

Kargalar kendilerininve ailelerinin küçük görülmesine sebebiyet veren siyah renklerini hissedince şanslarına lanet ediyorlardı.Toplumdaki haksızlıklara ses çıkararak haklarını elde etmeleri zordu. Onların önünde sadece Sa’âlîklere karışıp topluma silah çekme zamanı gelmişti. Daha düzgün bir ibareyle teyzelerini ve onun akrabalarını hizmetçilik yaparken gördüğünde “Bu işler her gün benim saçlarımı beyazlattı.” diyenSüleyk b. es-Seleke hadisesinde olduğu gibi kargalarınyaşadıklarısabrını taşırmış ve etrafındakilere silah olarak dönmüştü.[97] Bu zilleti sonlandırmak için Sa’âlîk olmaktan başka bir şey kalmamıştı.[98]

Kargaların haberleri kabilelerinin yaptıkları karşısında hayatta kalabilmek için onların zorbalığa ve tehlikeye başvurduklarına işaret etmektedir. Çünkü anneleri siyah olduğundan kabilelerin arasında yaşamıyorlardı. Kabilelerinden ayrılarak tehlikeli yollara başvurmaya başladılar. Cesaret ederek ve ilerleyerek durumlarını değiştirdiler. Aralarında azimli olmayan ve aciz olan kişileri üzüntüye dalıyordu.Ölene kadar zulümle günlerini geçirmeye ediyorlar,kollarındaki kelepçeyi kıramıyor veya toplumun hapishanesinden kaçamıyorlardı.[99]

Kargaların önünde iki yol vardı.Birincisi güç yolu yani kabile onların güçlerini kabul ettiğinde ve güçlerinden faydalanmak istediğindekabilelere katılmalarından ibaretti. Diğeri ise Sa’âlîklerin yoluydu. Bu yolSüleyk b. es-Seleke ve arkadaşlarının yaptığı gibi onlara esir olmadan gidilecek en yakın yol idi ve Sa’âlîklerin amaçlarını gerçekleştirmek için gitmeleri gereken yoldu.[100]

KargalartaifesiSa’âlîk grubunun yanında oldu.Topluma muhalif olan bu iki grup birlikte toplumdaki adaletsizliğe karşı çıkmaya çalıştılar.el-Halâ grubunun dışlandığı gibi toplum onların yasalara tabi olmasından ve onları savunmadan vazgeçerek dışlamıştı. Kargalar ve el-Halâlar çeşitli kabilelerden geliyorlardı.Arapların Sa’âlîkinde çete olarak toplanmışlardı.Kabilenin taassubuna isyan etmişlerdir.Çalmanın ve saldırmanın mezhebine taassup etmeye inanıyorlardı.Toplumdaki diğer insanların yaptığı gibi yaşamak için gerekli olan güçlerine itimat ediyorlardı.

Sonuç:

Sa’âlîk, tek bir grup değildi. Birkaç gruptan oluşmaktaydı. Coğrafî şartlar, iktisadî ve içtimaî durumlardan dolayı birkaç gruptan oluşuyorlardı. Siyasî durumlarda Sa’âlîkleringruplarının oluşmasına ve devam etmesine etkisi olmuştur. Çünkü siyasî, coğrafî, iktisadî ve içtimaî durumların değişmesi farklı grupların oluşmasına neden olmuştur.

Kargalar, İslâm’dan önce Arap yarım adasında meydana gelen Sa’âlîk tabakası içerisindeki üç gruptan birisidir. Kargalar taifesi Habeşistanlı siyah kadınların doğurduğu siyahî çocuklardan oluşmaktaydı. Babaları onları dışlamıştı.Renklerinden dolayı doğumlarını kusur olarak algıladıkları için onları kendilerine nispet etmezlerdi. Hakir görmek için onları annelerine nispet ederlerdi. Bu nedenle onlara Arapların kargaları diye söylenmişlerdir. el-Halâ’ (eş-Şuzâz) taifesi çok fazla suç işledikleri için kabilelerinden dışlanmışlardı.Başka bir grup ise Habeşistanlı kölelerden oluşmaktaydı. Onlar Sâ’lîkeyiprofesyonel olarak öğrenmişlerdi.

Karga Sa’âlîklerin grubu abid tabakasının içindeydi.Bu tabaka İslâm’dan önceki Arap sosyal hayatında var olan tabakalardan biriydi. Kabile toplumunun en düşük tabakasıydı. Süt sağmak ve hayvanların memelerini bağlamak gibi hür insanın yapamadıkları hizmetleri yapıyorlardı. Bu nedenle Arapların kargaları Aristokratik Arap toplumunda her şeyden mahrumdu. Hayatları zilletten ibaretti.  Araplara hizmet etmelerine ilaveten dans, ederler şarkı, söylerler, küfre maruz kalırlar ve siyahlıkla ayıplanırlardı.

Bu kargalar siyah renkli olduklarından ve şerefli bir nesebe sahip olmadıklarından isyan etmeye başladılar.Toplum onlara zül eden bir bakışla bakıyordu.Özellikle Sa’âlîklerabiddenyada Habeşistanlı siyah cariyelerden oluştuğu için toplum onlara sert davrandı. Onları  ve babalarını dışladı.Toplum ayıbı kendisine bulaştırmasın diye onları kendisine tabi tutmuyordu. Toplum suçunu kat kat yaparak onlara “Arapların kargaları” demeye başlamıştı.

KAYNAKLAR

Ali, Cevad, el-Mufassal fî Târîhi’l-ArabKable’l-İslâm, Dâru’ş-Şuûni’s-Sekâfî, Bağdâd 1993, VII.

el-Kâlî, İsmâil b. KâsımEbû Ali el-Bağdâdî (h. 356/m. 976), el-Emâlî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2002, II.

el-Âmidî, Hasan b. Bişr b. Yahyâ (h. 370/ m. 980), el-Mu’telifve’l-Muhtelif, thk: AbdüssettârAhmedFerâc, Darûİhyâu’l-Kütübü’l-Arabiyye, Kahire 1961.

el-Aselî, Hâlid, Muhâdarât fî Târihi’l-ArabKable’l-İslâm,takd. İmâdAbdusselâmRaûf, Dâru’ş-Şuûni’s-Sekâfî, Bağdâd 2002, I.

el-Askalânî,  ŞihâbeddinAhmed b. Ali İbn Hacer (h. 852/ m. 1448), el-İsâbe fî Temyizi’s-Sahâbe, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut trz.

Atvân, Hüseyin, el-Mevsûatü’t-Târîhiyyeli’l-Asreyn el-Emevîve’l-Abbâsî- eş-Şu’arâu’s-Sa’âlîkfî’l-Asrî’l-Abbâsiyyü’l-Evvel,Dâru’l-Cehl, Beyrut, 1972, Cilt: 2.

el-Bağdâdî, Abdülkadir b. Ömer (h. 1093/ m. 1682), Hizânetü’l-Edeb ve LübbüLübâbLisanü’l-Arab, thk: Abdüsselam Muhammed Hârun, Mektebetü ‘l-Hâncî, Kahire 1997, VIII.

el-Bedevî, Halîl, Uzmâ’ ve  Meşâhîr, DâruÜsâme, Ummân 1999.

el-Bekrî, Ebû Ubeydullah b. Abdülaziz el-Endülüsî (h. 478/m. 1094), Mu’cemmâİsta’cemminEsmâi’l-Bilâdive’l-Mevâdi’, thk, Cemâl Talbe, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1998.

el-Câhız, EbûOsman  Amr b. Bahr (h. 255/m. 868), el-Hayvân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 2003, I.

_________,Resâilü’l-Câhız, thk: Abdusselam Muhammed Hârun, Mektebetü ‘l-Hâncî, Kahire 1964.

ed-Dabbî, Muhammed b. Ya’lâ el-Mufaddal el-Kûfî (h. 599/1202), Emsâlü’l-Arab, thk. İhsân Abbâs,  Dâru’r-Râidi’l-Arabî, Beyrut 1983.

Dayf, Şevkî,  Târihü’l-Edebi’l-Arabî-Asru’l-Câhiliyye-, Dâru’l-Meârif, Kahire 1977.

Dellû, Burhaneddin Musâhametü fî EâdetüKitâbetü’t-Târîhi’l-Arabî’l-İslâmî, Dâru’l-Fârâbî, Beyrut 1985.

ed-Dineverî, Ebû  Muhammed b. Abdullah b. MüslîmİbnKuteybe (h. 276/ m. 879), el-Meârif, Darûİhyâu’t-Turâsi’l-Arabiyye, Beyrut 1970.

Duyûb, Vâil, Hareketü’s-Sa’leketi ve’n-Niza’ati’l-İctimâi’l-İştirâkiyye, MecelletüMa’rife, sayı: 407, yıl: 36, Dımaşk 1996.

Ebû Muhammed el-Hasen b. Ahmed b. Yûsuf b. Dâvud, el-İklîl,Dâru’s-Selâm, Bağdâd 1931; VIII.

el-Ensârî, CemaleddinEbû’l-FadlMükerremİbnManzur (h.711/m. 1311), Lisânü’l-Arab, Dâru Beyrut, Beyrut 1956, I, 647; el-Bağdâdî, I.

el-Esmâî,  Ebû Saîd Abdülmelik b. Karîb (h. 216/m. 831) Fuhûlu’ş-Şuâra, şerh. Muhammed Abdümün’im el-Hafâcî,  Matbaatü’l-Menîrî, Kahire 1953

Habîb en-Neccâr, Muhammed, Hikâyâtü’ş-Şüttârive’l-Ayyârîn fî’-Turâsi’l-Arabî, Dâru’l-İnmâ’, Kuveyt trz.

el-Hamevî, ŞihâbeddinEbû Abdullah el-Ya’kut er-Rûmî el-Bağdâdî (h. 626/m.1228), Mu’cemu’l-Buldân, thk, İhsân Abbâs, Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, Beyrut 1993.

Hafnî, Abdülhalîm, Şiirü’s-Sa’âlîk-Menhecehü ve Hasâisüsühü,el-Heyetü’l-Mısriyyetü’l-Kitâb, Kâhire 1987.

el-Himyerî, Ebû Abdullah Muhammed Abdü’l-Mün’im (h. 727/m. 1326), er-Ravdu’l-Mi’târ fî Ahbâri’l-Aktâr, Beyrut 1984.

Huleyf, Yûsuf, eş-Şuarâu’s-Sa’âlîkfî’l-Asri’l-Câhiliyye, Dâru’l-Meârif, Kahire 1996.

İbnHişâm, Ebû Muhammed b. Abdülmelik (h. 213/m. 828), es-Sîretü’n-Nebevî, thk. Mustafa es-Sakâ ve Arkadaşları, Dâru’l-Fikr, Beyrut trz.

İbnDüreyd, Ebû Bekir Muhammed b. Hasan el-Ezdî (h. 321/m. 933), Cemheretü’l-Lugât,thk: İbrahim Şemseddîn, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2005, I.

İbn Habib, Muhammed b. Ümeyye b. Amr el-Hâşimî (h. 245/m. 859), el-Muhabber, el-Mektebetü’t-Ticârî, Beyrut trz.

____________, el-Münemmak fî AhbâriKureyş, tash. HurşîdAhmed Fâruk, Dâiretü’l-Meârifü’l-Osmanî, Haydarabât 1964

İbnHazm, EbûMuhmmed Ali b. Muhammed b. Saîd b el-Endülüsî (h. 456/ m. 1063), CemheretüEnsâbüArab, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut 2003.

İbnKesîr,  İmâdüddinİsmâil b. Amr el-Kureşîed-Dımaşkî (h. 774/m. 1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, MektebetüMeârif, Beyrut 1966, II.

İbnSa’d, Muhammed b. Menîa (h.230/m.844), et-Tabakâtü’l-Kübrâ, thk. Muhammed b. Abdülkadir Atâ, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1990.

İbnMünkız, Üsâme b. Mersed b. Ali (h. 584/m. 1188), el-Menâzilve’d-Diyâr, thk. Mustafa Hicazî, Darûİhyâu’t-Turâsi’l-İslâmi, Kahire 1969.

İbnSellâm, Muhammed el-Cumahî (h. 231/m 845), TabakâtüFuhûlu’ş-Şuarâ, Şerh: Mahmud Muhammed Şakir, Dâru’l-Medenî, Cidde 1980.

İbnSîde, Ebû’l-Hasan Ali b. İsmâil el-Endülüsî (h. 458/m. 1065), el-Muhassas, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut trz., VII.

İbnü’l-Esîr, MecdüddinEbûSaâdâtü’l-Mübârek b. Muhammed el-Cezerî (h. 606/1209), en-Nihâyetü’l-Hadîsve’l-Eser, thk: Tâhir Ahmed  ez-Zâvî- Mahmûd Muhammed et-Tenâhî, Dâruİhyâü’l-Kütübi’l-Arabî, Beyrut 1963, II.

el-İsfahânî, Ebû Kasım Hüseyin b. Muhammed b. Mufaddal er-Ragıb (h. 503/m. 1109), Muhâdarâtü’l-Üdebâve  Muhâverâtü’ş-Şuarâve’l-Belağâ,Tehzib: İbrahim Zeydan, Matbaatü Hilal, Kahire 1902, IV.

el-İsfahânî,  Alî b. Hüseyin b. Muhammed b. AhmedEbû’l-Ferec el-Kureşî el-Emevî, el-Egânî, şerh: Ali Mihnâ-SemîrCâbir, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2002, VIII.

el-Kâlî, İsmâil b. KâsımEbû Ali el-Bağdâdî (h. 356/m. 976), el-Emâlî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2002, II.

Kürt Ali, Muhammed, el-İslâm ve’l-Hadâratü’l-Arabiyye, 3. Baskı, Kahire 1978, I.

Metz, Adam, el-Hadâratü’-Arabiyyetü’l-İslâmiyyefî’l-Karni’r-Râbii’l-Hicrî ev Asri’l-Nehdetifî’l-İslâm, trc: Muhammed Abdü’l-Hâdî, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut, 1967.

el-Müberred, Ebû’l-Abbâs Muhammed b. Yezîd en-Nahvî (h. 285/ m. 898), el-Kâmil fî’l-Lugâtve’l-Edeb, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1998, I.

Nureddîn, Hüseyin Ca’fer, Mevsûatü’ş-Şuarâi’s-Saâlik- es-Sa’leketüve’ş-Şi’rüfî’l-Mîzân, Dâruİrşâd, Beyrut 2007, I.

es-Seâlibî, EbûMansûrAbdülmelîk b. Muhammed b. İsmâil (h. 429/m. 1037), Letâifü’l-Meârif, thk, İbrahim el-Abyârî-Hasan Kâmil es-Safrafî, Dâruahyâü’l-Kütübü’l-Arabî, Beyrut 1960, II.

________, Semâratü’l-Kulûbfî’l-Medâfive’l-Mensûb, şerh: HalidAbdünnebî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2005, I.

es-Suyûtî, Ebû’l-FadlCelâleddîn Abdurrahman b. Ebû Bekir (h. 911/m. 1505), el-Müzhir fî Ulûmi’l-Luğat ve Envâihâ,thk: Fuad Ali Mansur, Darûİhyâu’l-Kütübü’l-Arabiyye, Kahire trz.

et-Tirmizî, EbûZekeriyâ Yahya b. Alî b. Muhammed eş-Şeybânî (h. 502/1108), ŞerhuDivânü’l-HamâsetilîEbîTemmâm, thk. AhmedŞemseddîn, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2000.

Watt, W. Mentgomery, Muhammed fî Mekke, Asrî, Beyrut 1052.

ez-Zebîdî,  EbûFeydMuhammed  Murtaza el-Hüseynî (h. 1205/m. 1790), Tâcu’l-ArûsminCevâhiri’l-Kâmûs, thk: Ali Şîrî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1994, II.

Zeydân, Corci, Târîhü’t-Temeddünü’l-İslâmî, Dâru’l-Hilâl, Kâhire 1935, IV.

ez-Ziriklî, Hayreddin, el’İ’lâmKâmûs ve TerâcimliEşhuri’r-Ricâl ve’n-Nisâ mine’l-Arabve’l-Müsta’ribînve’l-Müsteşrikîn, Dâru’l-İlmi’l-Melâyîn, Beyrut 2005, IV.

 


** (آداب الكـوفـة) Âdabü’l-Kûfe Dergisi, Yıl: 2013; Sayı: 15.

* Ordu Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Bilim Dalı, h.temir@hotmail.com

[1]Su’lûk kelimesi lügatte fakirlik manasına gelir. Sosyal tabakaların oluştuğu Arap toplumunda malı mülkü olmayan, güveneceği bir dalı bulunmayan veya hayatta bir yardımcısı olmayan  fakire de  su’lûk denilirdi.  Dağa çıkarak eşkıyalık yapan fakirlerin oluşturduğu gruba ise saâlîk ismi verilmiştir.

[2]ŞevkîDayf, Târihü’l-Edebi’l-Arabî-Asru’l-Câhiliyye-, Dâru’l-Meârif, Kahire 1977, s. 175; YûsufHuleyf, eş-Şuarâu’s-Saâlîkfî’l-Asri’l-Câhiliyye, Dâru’l-Meârif, Kahire 1996, s. 75 ve sonrası.

[3] Hüseyin Atvân, el-Mevsûatü’t-Târîhiyyeli’l-Asreyn el-Emevîve’l-Abbâsî- eş-Şu’arâu’s-Saâlîkfî’l-Asrî’l-Abbâsiyyü’l-Evvel,Dâru’l-Cehl, Beyrut, 1972, Cilt: 2, s. 55; Muhammed Habîb en-Neccâr, Hikâyâtü’ş-Şüttârive’l-Ayyârîn fî’-Turâsi’l-Arabî, Dâru’l-İnmâ’, Kuveyt trz., s. 35; VâilDuyûb, Hareketü’s-Sa’leketi ve’n-Niza’ati’l-İctimâi’l-İştirâkiyye, MecelletüMa’rife, sayı: 407, yıl: 36, Dımaşk 1996, s. 61.

[4] Şevki Dayf, Târihü’l-Edeb, s. 175; Huleyf, eş-Şuarâu’s-Saâlîk, s. 5 ve sonrası.

[5] Muhammed Kürt Ali, el-İslâm ve’l-Hadâratü’l-Arabiyye, 3. Baskı, Kahire 1978, I, 134; Hüseyin Ca’ferNureddîn, Mevsûatü’ş-Şuarâi’s-Saâlik- es-Sa’leketüve’ş-Şi’rüfî’l-Mîzân, Dâruİrşâd, Beyrut 2007, I, 268; Neccâr, s. 19.

[6] O, Amr b. Ka’b b. Teym b. Mürre el-Kureşî’dir. Cahiliye döneminde cömertliğiyle tanınırdı. Onun büyük bir yemek tabağı vardı. Oturanlar ve yürüyenler o tabaktaki yemekten karnını doyururlardı. Ümeyye b. Ebû’s-Salt şiirinde ona hitap ederek şöyle dedi:

İhtiyacımı söyleyeyim mi yoksa yeter mi           Senin hayan ? Senin meziyetin hayadır.

Bu konuda bakınız: Muhammed İbnSellâm el-Cumahî (h. 231/m 845), TabakâtüFuhûlu’ş-Şuarâ, Şerh: Mahmud Muhammed Şakir, Dâru’l-Medenî, Cidde 1980, s. 265; Muhammed ibn Habib b. Ümeyye b. Amr el-Hâşimî (h. 245/m. 859), el-Muhabber, el-Mektebetü’t-Ticârî, Beyrut, s. 137; Abdülkadir b. Ömer el-Bağdâdî (h. 1093/ m. 1682), Hizânetü’l-Edeb ve LübbüLübâbLisanü’l-Arab, thk: Abdüsselam Muhammed Hârun, Mektebetü ‘l-Hâncî, Kahire 1997, VIII, 388; Hayreddin ez-Ziriklî, el’İ’lâmKâmûs ve TerâcimliEşhuri’r-Ricâl ve’n-Nisâ mine’l-Arabve’l-Müsta’ribînve’l-Müsteşrikîn, Dâru’l-İlmi’l-Melâyîn, Beyrut 2005, IV, 76.

[7]Ebû Muhammed el-Hasen b. Ahmed b. Yûsuf b. Dâvud, el-İklîl,Dâru’s-Selâm, Bağdâd 1931; VIII, 184.

[8]İmâdüddinİsmâil b. AmrİbnKesîr el-Kureşîed-Dımaşkî (h. 774/m. 1372), el-Bidâye ve’n-Nihâye, MektebetüMeârif, Beyrut 1966, II, 217;MecdüddinEbûSaâdâtü’l-Mübârek b. Muhammed İbnü’l-Esîr el-Cezerî (h. 606/1209), en-Nihâyetü’l-Hadîsve’l-Eser, thk: Tâhir Ahmed  ez-Zâvî- Mahmûd Muhammed et-Tenâhî, Dâruİhyâü’l-Kütübi’l-Arabî, Beyrut 1963, II, 202.

[9]Huleyf, s. 57; Dayf, s. 375.

[10]el-Bağdâdî, V, 445.

[11]EbûOsman  Amr b. Bahr el-Câhız (h. 255/m. 868), el-Hayvân, Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut 2003, I, 371.

[12] Bu hayvan herkes tarafından bilinen karga kuşudur. Çoğulu “girbân ve egâribe” (kargalar)’dir. Garbîb ise siyahtır. Şair onun hakkında şöyle demiştir:

Size ne oldu da Şenferâ’ya yetişmediniz, Siz karganın kanatları gibi hafif olduğunuz halde.

Bu hususta bkz: Ebû Bekir Muhammed b. Hasan İbnDüreyd el-Ezdî (h. 321/m. 933), Cemheretü’l-Lugât,thk: İbrahim Şemseddîn, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2005, I, 332; Ebû Kasım Hüseyin b. Muhammed b. Mufaddal er-Ragıb el-İsfahânî (h. 503/m. 1109), Muhâdarâtü’l-Üdebâve  Muhâverâtü’ş-Şuarâve’l-Belağâ,Tehzib: İbrahim Zeydan, Matbaatü Hilal, Kahire 1902, IV, 672.

[13]EbûMansûrAbdülmelîk b. Muhammed b. İsmâil es-Seâlibî (h. 429/m. 1037), Letâifü’l-Meârif, thk, İbrahim el-Abyârî-Hasan Kâmil es-Safrafî, Dâruahyâü’l-Kütübü’l-Arabî, Beyrut 1960, II, 112.

[14]Câhız, el-Hayvân, I, 372.

[15]Ebû’l-Hasan Ali b. İsmâilİbnSîde el-Endülüsî (h. 458/m. 1065), el-Muhassas, Dâru’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut trz., VII, 151; CemaleddinEbû’l-FadlMükerremİbnManzur el-Ensârî, (h.711/m. 1311), Lisânü’l-Arab, Dâru Beyrut, Beyrut 1956, I, 647; el-Bağdâdî, I, 128.

[16] es-Seâlibî, Semâratü’l-Kulûbfî’l-Medâfive’l-Mensûb, şerh: HalidAbdünnebî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2005, I, 106; EbûFeydMuhammed  Murtaza el-Hüseynî ez-Zebîdî (h. 1205/m. 1790), Tâcu’l-ArûsminCevâhiri’l-Kâmûs, thk: Ali Şîrî, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1994, II,  282.

[17]Cevad Ali, el-Mufassal fî Târîhi’l-ArabKable’l-İslâm, Dâru’ş-Şuûni’s-Sekâfî, Bağdâd 1993, VII, 454.

[18]Ebû’l-FadlCelâleddîn Abdurrahman b. Ebû Bekir es-Suyûtî, (h. 911/m. 1505), el-Müzhir fî Ulûmi’l-Luğat ve Envâihâ,thk: Fuad Ali Mansur, Darûİhyâu’l-Kütübü’l-Arabiyye, Kahire trz, II, 431;  el-Bağdâdî, I, 128.

[19] O, Antere b. Şeddâd b. Amr b. Kirâd el-Absî’dir. İslam’dan önceki asırda Arapların en meşhur süvarilerindendi. Şairlerin birinci tabakasındandır. Necd ehlindendir. Annesi Habeşistanlı Zebîbe’dir. Annesi siyah olduğu için o da siyahtır. Ahlaki açıdan Arapların en erdemlilerindendir. Onurlu bir adamdı. Şiirlerinde incelik ve saflık vardır. Büyük bir zaman yaşadı. Gabrâ ve Dâhis savaşlarına şahit oldu. Kim tarafından öldürdüğüne dair ihtilaf vardır. Esed er-Râhis veya Cebbâr b. Amr et-Tâî tarafından yirmi iki yıl önce miladi olarak 600 yılında öldürdükleri rivayet edilir. Bu konu hakkında bkz. Hasan b. Bişr b. Yahyâ el-Âmidî (h. 370/ m. 980), el-Mu’telifve’l-Muhtelif, thk: AbdüssettârAhmedFerâc, Darûİhyâu’l-Kütübü’l-Arabiyye, Kahire 1961, s. 153; EbûMuhmmed Ali b. Muhammed b. Saîd b İbnHazm el-Endülüsî (h. 456/ m. 1063), CemheretüEnsâbüArab, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut 2003, s. 440; Halîl el-Bedevî, Uzmâ’ ve  Meşâhîr, DâruÜsâme, Ummân 1999, s. 208; ez-Ziriklî, I, 91 ve sonrası.

[20]Alî b. Hüseyin b. Muhammed b. AhmedEbû’l-Ferec el-İsfahânî el-Kureşî el-Emevî, el-Egânî, şerh: Ali Mihnâ-SemîrCâbir, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2002, VIII, 246.

[21] O, Hufâf b. Umeyr el-Hâris b. eş-Şerîd es-Sülemî’dir. Mudar kabilesindendir. EbûHirâşe künyesiyle meşhur oldu. O, şair, süvari ve cildi siyah olan Arap kargalarındandı. Rengini siyahî annesinden almıştı. Cahiliye döneminde uzun süre yaşadı. Abbâs b. Mirdas ve Düreyd b. Sa’sa’ayla birlikte ortak hadiseleri vardır. İslâm dini yayıldığında Müslüman oldu. Mekke’nin Fethi, Huneyn ve Taif kuşatmalarına katıldı. Ridde olaylarında dinden dönenler arasında olmadı. Hicri 20/m. 640 yılında vefat etti. Bu hususta bkz. el-Âmidî, s. 153; ŞihâbeddinAhmed b. Ali İbn Hacer el-Askalânî (h. 852/ m. 1448), el-İsâbe fî Temyizi’s-Sahâbe, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut trz., I, 436; ez-Ziriklî, I, 309.

[22]Ebû  Muhammed b. Abdullah b. MüslîmİbnKuteybeed-Dineverî (h. 276/ m. 879), el-Meârif, Darûİhyâu’t-Turâsi’l-Arabiyye, Beyrut 1970, s. 142; el-Bağdâdî, I, 128.

[23] O, Süleyl b. Amr es-Sa’dî et-Temîmî’dir.  Süleyk’in annesi Seleke’dir.  Annesine nispet edilir. Annesi siyahî renkteki Arap kargalarındandı. Çok hızlı yürümesinden dolayı Araplar arasında yürüyüşü atasözü oldu. Hicri 17/m. 605 yılında öldürüldü. Bu hususta bkz. İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 246; İsfahânî, II, 34; el-Âmidî, s. 202; ez-Ziriklî, III, 115.

[24]Ebû’l-Abbâs Muhammed b. Yezîd el-Müberred en-Nahvî (h. 285/ m. 898), el-Kâmil fî’l-Lugâtve’l-Edeb, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1998, I, 310; es-Seâlibî, II, 112 ve sonrası.

[25]Sâbit b. Câbir b. Süfyân, EbûZüheyr el-Fehmî’dir. Mudar kabilesindendir. Her zaman ilereye atılan ve cesur bir adamdır. Cahiliye dönemindeki cesur Araplardandı. Tihâme ehlindendir. Usta bir şairdi. Çölde gördüğü kertenkeleyi yakalamadan bırakmıyordu. Hüzeyl’in beldesinde öldürüldü. Rahman diye bir mağaraya gömüldü (h. 80/ m. 540). Bu hususta bkz.  İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 212; el-Bağdâdî, XXI, 145; ez-Ziriklî, II, 97.

[26] O, Kehlân kabilesinden Amr b. Mâlik el-Ezdî’dir. Cahiliye şairlerindendir ve Yemenlidir. İkinci tabakanın ustalarındandır. Her zaman ileriye atılan ve cesur bir adamdır. Kabilesi onu kabileden attı. Yarışmalarda öne geçen bir adamdı. Onun hakkında örnekler söyleniyordu. Beni Selmân onu h. Önce 100/ m. 525 yılında öldürdü. Bu hususta bkz. İsfahânî, XXI, 144; el-Bağdâdî, III, 343 ve sonrası; ez-Ziriklî, V, 85.

[27]Hâciz b. Avf b. el-Hâris el-Ezdîİslamdan önceki asırda Arapların eşkıyalık yapan saâliklerindendi. Çok hızlı koşmasıyla meşhur oldu. O koşarken atları bile geçiyordu. Bu hususta bkz. İsfahânî, XIII, 211; İbnDüreyd, s. 514; ez-Ziriklî, II, 153.

[28]el-Bağdâdî, I, 128.

[29]İsfahânî, VIII, 246.

[30]Cevad Ali, IV, 554.

[31] O,  yavrusu süt emmesin diye devenin memesini iple bağladı. Bu hususta bkz. İbnManzûr, IV, 451.

[32]İsfahânî, VIII, 248; el-Bağdâdî, I, 128.

[33] Adam Metz, el-Hadâratü’-Arabiyyetü’l-İslâmiyyefî’l-Karni’r-Râbii’l-Hicrî ev Asri’l-Nehdetifî’l-İslâm, trc: Muhammed Abdü’l-Hâdî, Darû’l-Kütübü’l-Arabiyye, Beyrut, 1967, s. 539; Hâlid el-Aselî, Muhâdarât fî Târihi’l-ArabKable’l-İslâm,takd. İmâdAbdusselâmRaûf, Dâru’ş-Şuûni’s-Sekâfî, Bağdâd 2002, I, 62; Cevâd Ali, IV, 555.

[34]Câhız, Resâilü’l-Câhız, thk: Abdusselam Muhammed Hârun, Mektebetü ‘l-Hâncî, Kahire 1964, II, 178.

[35] Abdurrahman b. Muhammed İbn Haldun (h. 808/m. 1405), el-Mukaddime, Şerh: Ali AbdülvâhidVâfî, Lecnetü’l-Beyâni’l-Arabî, Kahire 1965, I, 504.

[36]İsfahânî, XIII, 65.

[37]İbnManzûr, VIII, 124.

[38]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 256;  el-Müberred, II, 356; İsfahânî, XI, 154.

[39]er-Rık kölelik demektir. er-Rakîk, memluk olandır.  Köleye er-Rık dendi, çünkü o malikine aittir. Bu hususta bkz. İbnManzûr, X, 124.

[40] Habeş: Onlar Habeşlerdendir. Su’dan halkından bir türdür. İbnManzûr, VI, 278.

[41]Ebû Muhammed b. Abdülmelik İbnHişâm (h. 213/m. 828), es-Sîretü’n-Nebevî, thk. Mustafa es-Sakâ ve Arkadaşları, Dâru’l-Fikr, Beyrut trz., II, 171; Belâzurî, Ensâbü’l-Eşrâf, thk. Süheyl Zekkâr, Dâru’l-Fikr, Beyrut 1996, I, 486; Ebû Abdullah Muhammed Abdü’l-Mün’im el-Himyerî (h. 727/m. 1326), er-Ravdu’l-Mi’târ fî Ahbâri’l-Aktâr, Beyrut 1984, s. 64; Cevad Ali, IV, 555.

[42] Burhaneddin Dellû, Musâhametü fî EâdetüKitâbetü’t-Târîhi’l-Arabî’l-İslâmî, Dâru’l-Fârâbî, Beyrut 1985, s. 199; Cevad Ali, VII, 456.

[43] Abdullah b. EbîRebia’nın gerçek adı Amr’dır Huzeyfe olduğu da söylenir. Zü’r-Rımheyn b. Muğire b. Abdullah b. Amr b. Mahzûm olarak lakaplandırıldı. Ebû Abdurrahman künyesidir. İsminin Büceyr olduğu da söylenir. Peygamber efendimiz Müslüman olmasıyla adını değiştirdi. O Ayyâş b. EbîRebîa ile baba tarafından kardeşti. Annesi EsmâbintMahzum’dur. Oğlu Amr, meşhur bir şairdi. Mekke yakınlarında yolculuk yaparken bineğinden düştü ve öldü. Bu hususta bkz. İbn Hacer el-Askalânî, el-İsâbe, II, 297; el-Bağdâdî, II, 32.

[44]İsfahânî, I, 74.

[45]Cevad Ali, VII, 455; W. MentgomeryWatt, Muhammed fî Mekke, Asrî, Beyrut 1052, s. 31.

[46] Tekili Du’ayne’dir. O Hevdeçteki kimsedir. O Sefer esnasında orada oturur. Bu hususta bakınız, Mecdüddin Muhammed Ya’kûb el-Firuzzebâdî eş-Şirâzî (h. 817/m. 1414), el-Kâmûsü’l-Muhît, Dâru’l-Fikr, Beyrut trz., s. 245.

[47]İsmâil b. KâsımEbû Ali el-Kâlî el-Bağdâdî (h. 356/m. 976), el-Emâlî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2002, II, 271; EbûZekeriyâ Yahya b. Alî b. Muhammed et-Tirmizî eş-Şeybânî (h. 502/1108), ŞerhuDivânü’l-HamâsetilîEbîTemmâm, thk. AhmedŞemseddîn, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2000, I, 368.

 

[48]İsfahânî, XXI, 63;  AbdülhalîmHafnî, Şiirü’s-Saâlîk-Menhecehü ve Hasâisüsühü,el-Heyetü’l-Mısriyyetü’l-Kitâb, Kâhire 1987, s. 74.

[49]Ma’mer b. MüsennâEbûUbeyde et-Temîmî el-Basrî (h. 209/m. 824), NekâidüCerîrve’l-Ferazdak, thk. Halîl İmran Mansûr, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1998, I, 198.

[50]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 281; Muhammed b. Ya’lâ el-Mufaddaled-Dabbî el-Kûfî (h. 599/1202), Emsâlü’l-Arab, thk. İhsân Abbâs,  Dâru’r-Râidi’l-Arabî, Beyrut 1983, s. 61.

[51]Zeyd b. Hârise b. Şerahîl el-Kelbî Sahabedendir. Cahiliye döneminde kabilesine yapılan baskın sebebiyle esir edildi. Hz. Hatice onu satın aldı, evlenirken Hz. Peygamber’e hediye etti. Hz. Peygamber İslâm’dan önce onu evlat edindi. Hz. Peygamber onu çok sevdiğinden halasının kızıyla evlendirdi. İslâm’da seçkin sahâbelerdendi. Mu’teseriyyesinin emiriydi. O seferde şehit düştü. Bu hususta bkz. İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe fî Ma’rifeti’s-Sahâbe, tsh. Âdil Ahmed er-Rufâî, Darûİhyâu’t-Turâsi’l-Arabiyye, Beyrut 1996, II, 335; Bağdâdî, II, 306; ez-Ziriklî, III, 57.

[52]Süheyb b. Mâlik Nemir b. Kâsıt’tandır. O okçu Sahabîlerdendir. İslâm dinine ilk girenlerdendi. Babası cahiliye dönenimin şöhretli kimselerindendi. Kavmi Mûsul’da ikamet etmekteydi. Rûm ordusu kabilesine saldırı düzenlediğinde Süheyb küçüktü.  Rum diyarına esir düşerek aralarında yaşadı. Bir müddet sonra Benî Kelb’ten birisi onu satın alarak Mekke’ye getirdi. Onu Abdullah b. Cüd’an satın aldı ve bir zaman sonra azat etti. İslam dini zuhur edince Müslüman oldu ve Bedir gazvesine katıldı.  Medine’de h. 38/m. 659 yılında vefat etti. Bu hususta bkz. Muhammed b. MenîaİbnSa’d (h.230/m.844), et-Tabakâtü’l-Kübrâ, thk. Muhammed b. Abdülkadir Atâ, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1990, III, 169; Ebû Kasım Ali b. Hasan İbnHibetullah b. Abdullah İbnAsâkir eş-Şâfiî ( h. 571/m.1175), TârîhüDımaşk,  Dâru’l-Fikr,  Beyrut 1996, XIV, 209; ez-Ziriklî, III,  21.

[53]İbnKuteybe, el-Meârif, s. 144; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Ğabe, II, 224; Bağdâdî, II, 364.

[54]CorciZeydân, Târîhü’t-Temeddünü’l-İslâmî, Dâru’l-Hilâl, Kâhire 1935, IV, 20;  Muhammed Mübarek Nâfi’, Târihü’l-Arab,  Asrümakable’l-İslâm, II, Kahire 1952, s. 78; Cevad Ali, VIII, 454.

[55]Hafnî, s. 4; Dellû, Cezîretü’l-Arab, s. 182.

[56]İsfahânî, XVIII,  83; Bağdâdî, I, 182.

[57]İbnManzûr, XIII, 431.

[58]İbnHabîb, el-Münemmak fî AhbâriKureyş, tash. HurşîdAhmed Fâruk, Dâiretü’l-Meârifü’l-Osmanî, Haydarabât 1964, s. 306, el-Muhabber, 54.

[59] El-Müberred, II, 302; Zebîdî, Tâcu’l-Arûs, XVIII, 583.

[60]İsfahânî, VIII, 248; Ali el-Hâşimî, el-Meratüfî’ş-Şi’ri’l-Câhilî, MatbuatüMeârif, Bağdad 1960, s. 249.

[61] Onlar el-Ebâid’tir. İbnManzûr, I, 646;

[62]Bağdâdî, I, 128; Dayf, mine’l-Meşrikve’l-Mağribfî’l-Edeb, Dâru’l-Mısriyye, Kahire 1998, s. 22.

[63]Ebû Saîd Hasan b. Hüseyin es-Sekrî (h. 275/m.888), ŞerhüEş’âr, thk. AbdüssettârAhmedFerec, MatbaatüMedânî, Kahire 1965, I, 46; Zebîdî, XVIII, 583.

[64]İsfahânî, VIII, 246; Huleyf, s. 40.

[65]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 130; Bağdâdî, I, 129.

[66]Ebû Saîd Abdülmelik b. Karîb el-Esmâî (h. 216/m. 831) Fuhûlu’ş-Şuâra, şerh. Muhammed Abdümün’im el-Hafâcî,  Matbaatü’l-Menîrî, Kahire 1953, s. 27; Firüzzebâdî, Tuhfetü’l-EbîhfîmenNeseb ilâ GayraEbîh, thk. Muhammed Salih eş-Şenâvî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1990, s. 75; es-Suyûtî, el-Müzehhir, II, 431.

[67]Bağdâdî, I, 128.

[68]İbnHabîb, Künye eş-Şuâraive’l-Elkâb, thk. Muhammed Salih eş-Şenâvî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1990, s. 32; İsfahânî, XVIII, 83.

[69]Huleyf, s. 114.

[70] Benî Kinâne’den bir kadındır. Adı Selma’dır. Künyesi ÜmmüVehb’dir. Urve onun kabilesine saldırdığı zaman onu aldı. Bu kadını Bekir’in nasibinden kendisine özel olarak aldı.  Onu azad etti ve onun evinde yaklaşık on sene kaldı. Onun bir çocuğunu doğurdu. Şüphesiz onunla kalmak istiyordu. Ondan kendi ile kabilesi arasında bir tercih yapması istendiğinde kavmini seçti. Bu hususta bkz. İsfahânî, III, 74; ZeynebYûsufFevvâz el-Âlemî,  ed-Derü’l-Menşûr fî Tabakâti’l-Hadûr, Dâru’l-Ma’rife, Beyrut trz., s. 349 ve sonrası.

[71]İsfahânî, III, 74. 

[72]Üsâme b. Mersed b. Ali İbnMünkız (h. 584/m. 1188), el-Menâzilve’d-Diyâr, thk. Mustafa Hicazî, Darûİhyâu’t-Turâsi’l-İslâmi, Kahire 1969, s. 94 ve sonrası.

[73]İsfahânî, II, 145.

[74]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 256; Bağdâdî, V, 445.

[75]Câhız, el-Hayvân, I, 371; İbnManzûr, I, 646.

[76]Ahmed Muhammed el-Havfî, el-Hayâtü’l-Arabiyyemine’ş-Şiiri’l-Câhilî, DâruNehdetüMısr, Kahire 1972, s. 271; Muhammed Mustafa Hadâre, Dirâsetüfî’ş-Şiiri’l-Arabî Tahlil Zevâhir Edebiyat ve Şuâra, Dâru’l-Meârif, İskenderiyye, 1970, s. 4.

[77]Bağdâdî, VIII, 248.

[78]Abduh Bedevî,  eş-Şuarâ ve Hasâisihimfî’ş-Şiiri’l-Arabî, Mektebetü’l-Arabî, Kahire 1973, s. 224.

[79]Cevad Ali, IV, 555.

[80]Hafnî, s. 76.

[81] Yemen’den bir parçadır. Bunlar karışık dağlardır. Bu dağların başlangıcı Kızıl Deniz’dir. Bölgenin batısında Kızıl Deniz, doğusunda ise kuzeyden güneye kadar uzanan dağlar vardır.  Burası Tihâme’nin yeri Şerce’den Aden’in sahiline kadar uzanan iki aşamalı yerdir.  Doğusunda MedinetüSa’de, Cüreyş ve Necran;  kuzeyinde Mekke ve Cidde güneyinde ise San’a vardır. San’a yirmi aşamalıdır. Bu hususta bkz. Ebû Ubeydullah b. Abdülaziz el-Bekrî el-Endülüsî (h. 478/m. 1094), Mu’cemmâİsta’cemminEsmâi’l-Bilâdive’l-Mevâdi’, thk, Cemâl Talbe, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 1998, I, 13; ŞihâbeddinEbû Abdullah el-Ya’kut el-Hamevî er-Rûmî el-Bağdâdî (h. 626/m.1228), Mu’cemu’l-Buldân, thk, İhsân Abbâs, Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, Beyrut 1993, II, 74.

[82]İbnSa’d, I, 213.

[83]Suyûtî, II, 368.

[84]İbnHabîb, el-Muhabber, s. 308; el-Müberred, s. 310; el-Âmidî, s. 202.

[85]Hadâre, s. 4 ve sonrası.

[86]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 265; es-Seâlibî, I, 106; Humeyd Adem Suveyni- Kâmil Saîd  İvâd, es-Süleyk b. Seleke- Ahbâruhu ve Eş’âruhu, Matbaatü’l-Ânî, Bağdâd, s. 13.

[87]Sa’dZağlûlAbdülhamîd, fî Târihî’l-Arabkable’l-İslâm, Dâru’n-Nehdet,’l-Arab, Beyrut 1976, s. 35; Hafnî, s. 76.

[88]İbnü’l-Esîr, el-Kâmil fî’t-Târîh, thk. Ebû’l-Fidâ Abdullah el-Kâdî, Darû’l-Kütübü’l-İlmiyye, Beyrut 2003, I, 46.

[89]İsfahânî, VIII, 148; Bağdâdî, I, 128.

[90]Huleyf, s. 112; Zekeriyâ Beşir İmâm, Mekârime’l-Ahlâk İnde’l-Arabkable’l-İslâm, MektebetüVataniyye es-Suûdiyye, Hurtûmtrz., s. 54; EdîbFerhât, Antare el-Hakîkî, Mecelletüİrfân, II, Beyrut 1964, s. 205.

[91]es-Seâlibî, 87.

[92]İsfahânî, XXI, 148.

[93]et-Tebrizî, ŞerhüDivânü’l-Hamâset, I, 60; Huleyf, s. 117.

[94]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 130; İsfahânî, VIII, 239; İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, I, 391 ve sonrası.

[95]İsfahânî, II, 379 ve sonrası.

[96]İbnKuteybe, eş-Şiir ve’ş-Şuârâ, s. 256; el-Bağdâdî, V, 445.

[97] Bedevî, s. 224; Huleyf, er-Revâi’ mine’l-Edebi’l-Arabî’l-İslâmî, el-Mevlisü’l-A’lâ, Beyrut 2001, s. 442.

[98] El-Müberred, I, 310; Süveynî, s. 13.

[99]Huleyf, eş-Şuarâu’s-Saâlîk, 72; SelmânDâvud el-Gargûlî- CebbârTa’bânCâsim, ŞiirüTeebbeteŞerran, Matbaü’l-Âbâb, 1973,s. 19.

[100]Seyyid b. Ali el-Mersufî (h. 285/m. 898), Rağbetü’l-Emel minKitâbi’l-Kâmil, DâruNehdetüMısr, Kahire 1928, V, 17; Tebrîzî, I, 378

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017