Memlükler Döneminde (648-923/1250-1517) Siyer Çalışmaları -Safedî’nin (ö. 764/1363) el-Vâfî’ Adlı Eserinde Hz. Peygamber’in Hayatı

Memlükler Döneminde (648-923/1250-1517) Siyer Çalışmaları -Safedî’nin (ö. 764/1363) el-Vâfî’ Adlı Eserinde Hz. Peygamber’in Hayatı

Öz

Haçlı Seferleri ve Moğol İstilası’ndan sonra ulema için bir sığınak hâline gelen Memlük Devleti, gerek sultanların gerekse devlet adamlarının büyük destek ve himayeleriyle ilmî hayatın gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Bu dönemde çeşitli ilim dallarında çok sayıda âlim yetişmiş, kıymetli ve hacimli eserler kaleme alınmıştır. Bunların başında şüphesiz tarih alanı gelmektedir. Bu sahayla ilgili çeşitli konuları içeren çok sayıda eser yazılmış, Hz. Peygamber’in hayatı da bundan nasibini almıştır. Hemen bütün tarihçiler teberrüken de olsa eserlerinde Hz. Peygamber’in hayatına yer vermiştir.

Söz konusu dönemde Hz. Peygamber’in hayatını kaleme alanlardan biri de meşhur münşî ve tarihçi Safedî’dir. O, hacimli biyografi eseri el-Vâfî’de, “Muhammed Rasûlüllah” başlıklı bir maddeyi Hz. Peygamber’e ayırmıştır. Müellif sade bir üslupla, kronolojiye çok başvurmadan konu merkezli olarak Rasûlüllah’ın özellikleri, aile efradı, mucizeleri, ahlâkı gibi bahislere daha fazla yer ayırmak suretiyle kısa ancak ilginç bilgiler içeren bir siyer yazmıştır. Bu siyer eseri dönemin genel tarihçilik anlayışını yansıtması ve Memlükler döneminde Hz. Peygamber’in anlatılma ve anlaşılma tarzını ortaya koyar bir mahiyet taşıması bakımından önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Safedî’nin adı geçen siyer maddesi; kaynakları, muhtevası ve usulü bakımından incelenmiş ve bazı değerlendirmelere tâbi tutulmuştur.

Anahtar Kelimeler: Memlükler, Siyer, Safedî, el-Vâfî

 

Siyer/Syrah Works in MamlukidPeriod (648-923/1250-1517)

-The Life of TheProphet Muhammed in al-Wâfîof Safedî (d. 764/1363)-

Abstract

The MamlukState, which has been a shelter for scholarsafterthe Crusades and theMongolinvasion, has played an important role in the development of scientific life with the great support and patronage of both the sultans and the statesmen. During this period, a large number of scholars were trained in various fields of science and precious and voluminous works were penned. Foremostamongthesefields is undoubtedlyhistory. Numerousworksaboutthisfieldespecially the life of The Prophet Muhammed werewritten in thisperiod. Almost all the historians has given place to the Prophet's life in their works.

In this period, one of the penning of The Prophet Muhammed's life was a well-known clerk and historian Safedî. In al-Wâfî which his voluminous biographywork, Safedîallocatedtothe Prophet an article entitled “Muhammed Rasulallah”. The author written a “Siyer/Syrah”, short but including interesting information, in a simple style, centered on subject matter without resorting to chronology, by allocating more space to the properties of The Prophet Muhammed, his family, miracles and morals. This work is important for reflecting the general understanding of the historianship of the period and revealing the Mamluk period the way of being told and understood of The Prophet Muhammed. In this study, article of Safedî were examined from the view of resources, content and method, and made some evaluations.

Key Words: MamlukidPeriod, Syrah, Safedî, al-Wâfî

Giriş     

Memlük Devleti (648-923/1250-1517), İslâm tarihindeki en büyük devletlerden biridir. Onun büyük devletler arasında kabul edilmesini sağlayan sadece askerî ve siyasî sahalardaki büyük başarıları değildir. İslâm dünyasının kültürel alandaki gelişimine yaptığı önemli katkı da bu hususta etkili olmuştur. Esasen Memlük Devleti’nin askerî ve siyasî muvaffakıyetleri söz konusu ilmî-kültürel gelişimin belirleyici unsurudur. Nitekim Memlükler’in Moğolları yenerek İslâm dünyasının batısını istiladan kurtarması ve Suriye’deki Haçlıları tedricen devreden çıkararak bölgeden uzaklaştırması bahsi geçen bölgeleri Müslüman halk ve tüccarlar kadar ilim erbabı için de güvenli hâle getirmiştir. Dolayısıyla Müslümanların siyasî ve ilmî geleneğinin teşekkül ettiği merkezler olan Hicaz, Suriye ve Mısır gibi bölgeler Haçlı Seferleri ve Moğol istilası gibi sebeplerle Miladî XI. asırdan itibaren başlayan istikrarsızlıktan kurtarılmış, bu sükûnet ortamı ilmî geleneğin yeniden canlanmasında önemli bir amil olmuştur. Bunun yanı sıra istila altındaki Bağdat gibi mühim ilim merkezlerinde bulunan ulemanın Şam ve Kahire’ye göç etmesi bu ilmî canlılığın daha da artmasını sağlamıştır. Bunlara Memlük sultanları ve devlet adamlarının birçok medrese açıp âlimlere büyük destek sağlayarak yaptıkları katkıları ilâve etmek gerekir.

Memlük devlet adamlarının sağladığı bu imkânlar neticesinde oluşan kültürel ortam semeresini vermiş, Memlükler dönemi ilmî bakımdan İslâm tarihinin en verimli ve parlak devresi olmuştur. Nitekim bu dönemde özellikle tefsir, hadis, fıkıh, kelâm gibi dinî ilimler başta olmak üzere lügat ilimleri, tarih, coğrafya ve tabakât gibi beşerî ilimler sahasında çok sayıda âlim yetişmiş, başka dönemlerle mukayese edilemeyecek miktarda eser kaleme alınmıştır. Bu eserlerin pek çoğu kendi sahalarında daha sonra birer başucu kaynak olarak kabul edilmiştir. Bahsi geçen dönemde sadece dinî ilimlerde yetişmiş olan âlimleri hatırlatmak bu hususta bir fikir verebilir. Mesela kıraat alanında Şemseddin İbnü’l-Cezerî (ö. 833/1424), tefsirde Kurtubî (ö. 671/1273), İbnKesîr (ö. 774/1373), Celâleddin el-Mahallî (ö. 864/1459), Süyûtî (ö. 911/1505), hadiste Muhyiddin en-Nevevî (ö. 676/1277), Zehebî (ö. 748/1347), Moğultay b. Kılıç (ö. 762/1361), İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449), Kastallânî (ö. 923/1517), fıkıhta İzzeddin b. Abdüsselam (ö. 660/1262), İbnTeymiye (ö. 728/1328), Bedreddin b. Cemâ‘a (ö. 733/1333), İbnKayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350), Taceddin es-Sübkî (ö. 771/1370) ve İbnHümâm (ö. 861/1457) bu âlimler arasında ilk akla gelenlerdir. Başka sahalarda meşhur olan daha birçok âlimi de burada zikretmek mümkündür.

Memlükler dönemindeki ilmî faaliyetin belki de en yoğun olduğu saha ise tarihtir. Bu dönemde birçok büyük tarihçi yetişmiş, onların siyasî, idarî, kurumsal, mahallî tarih eserleri, şehir tarihleri, ansiklopedileri, siyer ve biyografi(vefeyât)  kitapları daha sonra kendi sahalarında vazgeçilmez kaynaklar hâline gelmiştir. Dolayısıyla bu eserler kendi çağlarını aşarak farklı dönem ve devletleri çalışan tarih araştırmacılarına öncülük yapmıştır. Özellikle biyografi türünün en güzel ve hacimli ürünleri bu dönemde ortaya çıkmış, bunlar hem bu dönemin hem de daha önceki devrelerin ilmî, askerî ve siyasî sahalarında öne çıkan şahsiyetlerini tanıtarak hemen her alandaki günümüz araştırmacıları için vazgeçilmez malzeme temin etmiştir. Bu eserlerin önemli bir kısmının günümüzeulaşmış olması sevindiricidir. Bahsi geçen biyografi eserleri arasında gerek hacmi gerekse birçok alanda meşhur olan kişileri tanıtması bakımından Safedî’nin eserleriel-Vâfîve A‘yânü’l-asrözel bir yere sahiptir.

Biz bu çalışmadaMemlükler döneminde öne çıkan bazı siyer eserlerine kısaca temas ettikten sonra Safedî’nin meşhur vefeyât eseriel-Vâfî’nin Hz. Peygamber’in hayatını ana hatlarıyla anlatan ancak ilginç noktalara da işaret eden, bazen klasik siyer usulünden farklılıklar arz eden “Muhammed Rasûlüllah” maddesini ele aldık. Önce kısaca müellifin hayatını, daha sonra da ana hatlarıyla el-Vâfî adlı eserini tanıttık. Ancak bu eseri onun diğer önemli biyografi kitabı A‘yânü’l-asrile karşılaştırılarak tanıtılması gerektiğinden iki eseri birlikte ele aldık. Bunların ardından el-Vâfî’deki“MuhammedRasûlüllah” maddesini kaynakları, muhtevası ve usulü açısından inceledik. Amacımız Memlükler dönemindeki siyer yazım geleneğine ve bu dönemin önde gelen tarihçi ve münşîlerindenSafedî’ninel-Vâfî adlı eserinde konuyla ilgili yazdıklarına dikkat çekmektir. Bu çalışmanın Memlükler dönemi siyer eserleri üzerinde müstakil olarak yapılacak tez çalışmalarına vesile olmasını ümit etmekteyiz.

  1. Ana Hatlarıyla Memlükler Dönemi Siyer Kaynakları

Memlükler döneminde kaleme alınan müstakil siyer eserleri, daha önceki siyer kitaplarından istifade etmekle birlikte ilk kaynaklarda bulunmayan birtakım bilgileri içermeleri ve bazılarının büyük hacimleri bakımından özellikle ehemmiyet arz eder. Belki de bu sebeple, Hz. Peygamber’in hayatıyla alakalı araştırma yapanların vazgeçemediği kaynaklar hâline gelmişlerdir. Esasen Memlükler döneminde tarih eseri kaleme alan neredeyse bütün müelliflerin ya eserlerinin başında ya da müstakil olarak Hz. Peygamber’in hayatını yazdıkları söylenebilir. Ancak İslâm tarihinin tarihçilik bakımından en zengin dönemini teşkil eden Memlükler devrinde yüzlerle ifade edilebilecek sayıda tarihçinin bulunduğu dikkate alınırsa bunların tamamına işaret etmenin güçlüğü ortadadır. Bu bakımdan biz sadece öne çıkan ve bizim çeşitli açılardan önemli bulduğumuz birkaç meşhur siyer eserine işaret etmekle yetineceğiz.

Bu eserlerin ilki İbnSeyyidünnâs’ın (ö. 734/1334) bir hadis kitabı niteliğini de taşıyan Uyûnü’l-eser fî fünûni’l-megâzîve’ş-şemâilve’s-siyer’idir.[1]İbnSeyyidünnâs, ‘Uyûnü’l-eser’deağırlıklı olarak İbnİshâk(ö. 151/768) ve Vâkıdî (ö. 207/823) gibi ilk dönem siyer müelliflerini merkeze almış ancak bunlarla yetinmeyerek çok sayıda başka kaynaktan dayararlanmıştır. Bunların bir kısmı günümüze ulaşmayan kaynaklardır. Derleme mahiyetindeki eserinde sened kullanmayı önemseyen müellif, siyer haberlerini güvenilir hadis rivayetleriyle destekleyerek kaydetmiştir.Müsned haberleri eksik de olsa diğer rivayetlere tercih etmiş, âlîisnâdları almaya ehemmiyet vermiş vesenedler arasında mukayese yapmıştır.İbnSeyyidünnâs eserinde ayrıca akaid, kelam, fıkıh gibi konulara çok az temas etmiş, ağırlığı siyer konularına vermiştir.[2]

Dönemin “evlâdünnâs”[3] sınıfı içerisinde yer alan, meşhur bir emîrin torunu İbnü’d-Devâdârî’nin (ö. 736/1336’dan sonra)siyeri de burada zikredilmesi gereken eserlerdendir. Onun dokuz ciltlik meşhur eseri Kenzü’d-dürer ve câmi‘u’l-gurer’in[4]üçüncü cildi(ed-Dürrü’s-semîn fî ahbâriSeyyidi’l-mürselîn)[5]Hz. Peygamber’in siyeri ve Hulefâ-yiRâşidîn dönemine ayrılmıştır.Bu cildin elimizdeki neşre göre 5-153. sayfaları arası Hz. Peygamber’in hayatından bahsetmektedir. Muhteva olarakHicret öncesi kısımda[6]Hz. Peygamber’in nesebi, doğumu, kavmi, nübüvvetinden önceki irhâs olayları, Kureyş’tenkendisine eziyet edenler, onunla alay edenler, Kureyş’e mensup müellefe-i kulûb, Benî Ümeyye’nin liderleri, Hz. Peygamber’e benzeyenler vb. konularele alınmaktadır. Bunların ardından kronolojik olarak Medine dönemi hadiseleri anlatılmaktadır. Ancak müellif, bu kronolojik kısma başlamadan önce hacimli eserinin ilk cildinde söylediği gibi her senenin olaylarından önce Nil nehrinin durumundan bahsetme usulüne atıfta bulunmakta ve Nil ile ilgili bilgiler vermektedir.[7] Daha sonra Hicret’ten sonraki dönemi Vedâ Haccı ve Hz. Peygamber’in vefatı ile kronolojik olarak sonlandırmaktadır. Bunların ardından Memlükler dönemi siyer yazıcılığı usulündeki gibi Hz. Peygamber’in isimleri, sıfatları, özellikleri, aile efradı, hizmetinde bulunanlar vb. konulara temas eden müellif, bu kısmı da Hz. Peygamber’in silahları ve kıyafetleri bahsi ile bitirmektedir.İbnü’d-Devâdârî, Memlükler dönemindeki diğer siyer müelliflerine nispetle tarihçilik vasfı daha ağır basan bir müelliftir. Ancak hadis malzemesini de sıklıklakullanmaktadır. Birçok yerde “kultü” ifadesiyle çeşitli açıklamalar yapmakta, kendi kanaatlerini de belirtmektedir. Mesela Hz. Peygamber’in nesebiyle alakalı bahsi bitirdikten sonra zikrettiği nesebi dönemin önde gelen bir muhaddis, edip ve tarihçisiyle diğer mütehassıs ulemaya okuduğunu ve onlara doğrulattığını ifade etmektedir.[8] Bu eser, Hz. Peygamber’in siyeriyle alakalı ilginç sayılabilecek kayıtları bakımından ehemmiyet arz etmektedir.

Dönemin meşhur Hanbelî âlimlerindenİbnKayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350) ise Hz. Peygamber’in hayatının yanı sıra günlük yaşayışının bütün yönlerini ele aldığı meşhur eseri Zâdü’l-me‘âd fî hedyi hayri’l-‘ibâd[9]adlı eserinde hadisle akaid ve fıkhı birleştiren bir usul takip etmiştir. Hadislerin farklı tariklerine yer vermiş ancak sened kullanma cihetine gitmemiştir. Sahih hadisleri temel aldığını özellikle vurgulamıştır. Tartışmalara önem vermiş, genelde kendi kanaatini de belirtmiştir. Eser kronolojik değil, konu merkezli kaleme alınmıştır.[10]Bu dönemin bir başka siyer müellifi ve muhaddis Moğultay b. Kılıç’ın, Süheylî’nin (ö. 581/1185) er-Ravzü’l-ünüf’üne tenkit ve onu tashih mahiyetinde yazdığı eseri ez-Zehrü’l-bâsim günümüze ulaşmamakla birlikte bunun muhtasarı olan el-İşâre ilâ sîreti’l-Mustafâ ve âsâri (târîhi) men ba‘dehûmine’l-hulefâ[11] zamanımıza intikal etmiştir. Bu eserin de dönemin genel özelliklerini taşıdığı söylenebilir. Ayrıca Moğultay b. Kılıç’tan sonraki dönemde yaşamış birçok siyer müellifine kaynaklık ettiğini de belirtmeliyiz.

Yine Memlükler’in ilk dönemi tarihçileri arasında yer alan İbnKesîr’inel-Fusûl fî (ihtisâri) sîreti’r-Resûl’ü[12] özellikle burada zikredilmelidir. Müellif eserinde basit sayılabilecek bir üslup kullanmış, metinde secîli ifadelere nadiren başvurmuştur. Bunun sebebi ise müellifin eserini öncelikle halkın okumasını istemesidir.[13] Yine müellifin, Memlük siyer yazıcılığının genel bir özelliği olarak tahmin ettiğimiz siyer haberlerini sahih gördüğü hadis malzemesiyle teyit etme gayreti içerisinde olduğu anlaşılmaktadır.İbnKesîr, eserinde klasik siyer kaynaklarından İbnİshâk, Vâkıdî,İbnSa‘d’ın (ö. 230/845) eserleriyle İbnHazm’ın (ö. 456/1064) Cevâmiu‘u’s-Sîre’sinden[14] istifade etmiştir. Eserin muhtevasına gelince müellifin eserin ilk cildinde kronolojik bir şekilde Hz. Peygamber’in nesebinden başlayarak Mekke dönemi hadiselerini anlattığı, daha sonra Medine’deki gelişmeler, gazveler ve nihayet Vedâ Haccı ve Rasûlüllah’ın vefatından bahsettiği tespit edilmektedir.Müellif ikinci ciltte ise Hz. Peygamber’in Hac ve umrelerinden başlayarak, gazve sayıları, nübüvvet alâmetleri, hanımları, çocukları, hizmetinde bulunanlar, kâtipleri vb. konuları ele almaktadır. Burada “HasâisüRasûlillâh” başlığı açan İbnKesîr, uzunca bir şekilde Hz. Peygamber’in sadece kendisine mahsus, diğer peygamberlerle ortak vb. şekilde kısımlara ayırdığı hususiyetlerine işaret etmektedir.[15] Bu bölümde diğer peygamberlerle ortak hususiyetlerini fıkhî konulara göre taksim ederek anlattığına da işaret etmek gerekir.[16]Aynı dönemin tarihçilerinden İbnHabîb’in (ö. 779/1377) kaleme aldığı el-Muktefâminsîreti’l-Mustafâ (el-Muktefâ fî zikri fezâili’l-Mustafâ)[17] ve en-Necmü’s-sâkıb fî eşrefi’l-menâkıbda[18] burada zikredilmelidir.

Çerkez Memlükler döneminin (784-923/1382-1517) meşhur tarihçisi Makrîzî(ö. 845/1442) tarafından kaleme alınan siyer kitabı İmtâu‘l-esmâ‘ bimâli’r-Resûl (li’n-Nebiyy) mine’l-enbâive’l-ahvâl ve’l-hafedeve’l-metâ‘[19]ayrıca üzerinde durulması gereken bir eserdir. Hz. Peygamber’in hayatıyla alakalı yazılan kitapların en hacimlilerindendir. Hz. Peygamber’i çeşitli yönleriyle tanıtan bu eserde onun hayatı, aile hayatı, giyimi ve şahsî eşyası, gazveleri, örnek ahlakı, delâil haberleri, şemâili, mucizeleri, sahâbeyle münasebetleri, hizmetinde bulunanlar vb. konular ağırlıklı olarak ele alınır. Özellikle mucizelere ciltlerce yer verilmiş, daha sonraki dönemde gerçekleşen hadiseleri indî değerlendirmelerle bazı hadisler çerçevesinde ele almak gibi siyerin dışına çıkan birçok konuya da temas edilmiştir. Genellikle muteber hadis eserleri kaynak olarak kullanılmış, birtakım rivayetlere dair şüpheler de müellif tarafından açık ifadelerle ortaya konulmuştur. Muhammed Abdülhamid en-Nümeysî tarafından tahkik edilen eser uzun açıklamalarla genişletilmek suretiyle on beş cilt (son cildi fihrist) olarak neşredilmiştir.[20]

Çerkez Memlükler döneminde Makrîzî’nin yaptığı gibi Hz. Peygamber’in şemâil, hasâis ve delâilini de içerecek şekilde geniş muhtevalı siyer kaleme alan bir başka müellif ise Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî (ö. 923/1517)’dir. Onun el-Mevâhibü’l-ledünniyyebi’l-minâhi’l-Muhammediyye[21]adlı eseri İslâm dünyasında büyük şöhret kazanmış, buna haşiye ve şerhler yapılmıştır. Meşhur şair Bâkî (ö. 1008/1600) tarafından ilâvelerle Türkçe’ye tercüme edilen eser, Osmanlı coğrafyasında da büyük bir alakaya mazhar olmuştur.[22]

  1. Safedî’nin Hayatı, el-Vâfîve A‘yânü’l-asrAdlı Eserleri

Ebü’s-SafâSalâhaddin Halil b. İzzeddin Aybek b. Abdullah es-Safedî, 696 (1296-1297) senesinde Filistin’in Safed şehrinde doğmuştur. Babası Türk Memlükemîrlerinden olduğu için “evlâdünnâs” sınıfından kabul edilebilir. Arapça, hadis, mantık aklî ilimler gibi çeşitli sahalarda döneminin en meşhur âlimlerinden ders almıştır. Özellikle Arap dili ve edebiyatı sahasında büyük birikim sahibi olmuş, bu konuda önemli eserler kaleme almıştır. Bunun yanı sıra siyasetle ve idarecilerle yakın münasebetleri sebebiyle tarihe de büyük ilgi duymuş, bu sahada Memlük tarihi araştırmacıları için vazgeçilmez eserler vücuda getirmiştir. Vefeyât sahasında kaleme aldığı ve ileride tanıtacağımız eserleri Memlükler döneminin özellikle ilk devresi için büyük öneme sahiptir.

Safedî, hem büyük ilmî müktesebatı hem de bir emîr oğlu olmasının sayesinde birçok önemli vazifeye tayin edilmiştir. Dımaşk’takiTakaviyye Medresesi’nde dil ve hadis dersleri vermiş, bu dersler hocaları tarafından takip edilmiş ve çok beğenilmiştir. Müderrisliğin yanı sıra, Kahire, Dımaşk, Halep veSafed’deinşâ divanında kâtiplik, beytülmâl vekilliği, sır kâtipliği gibi çeşitli önemli görevleri yürütmüştür. Ömrünün son yıllarında DımaşkBeytülmâl Vekilliği görevine atanan müellif, bu şehirde vefat etmiş ve Sûfiyye Kabristanı’na defnedilmiştir (11 Şevval 764/24 Temmuz 1363).

Safedî, yaklaşık 68 yıllık ömrüne çeşitli alanlarda kaleme aldığı çok sayıda eser sığdırmıştır. Tespit edilebilen eserlerinin sayısı 45 civarındadır. Bunların önemli bir kısmı neşredilmiştir. Onun eserleri tarih ve vefeyât (7), dil ve edebiyat (şiirleri, şiir şerhleri, makâmât, belagat, lügat [35]) gibi alanlarda yoğunlaşmaktadır. Bunların dışında cifr risalesi şerhi, yedi sayısının ehemmiyeti ve üstünlüğü ile mûsıkî üzerine kaleme alınmış üç çalışması daha mevcuttur.[23]

Müellifin bizim çalışma konumuzla alakalı eseri el-Vâfîve birlikte tanıtacağımız A‘yânü’l-asradlı biyografi eserlerine gelince öncelikle bunların Memlükler’in ilk dönemine dair kaleme alınmış vefeyât kitapları içerisinde seçkin bir yere sahip olduğunu vurgulamak gerekir. Safedî,Kitâbü’l-Vâfîbi’l-Vefeyât’ı,[24]İbnHallikân’ın(ö. 681/1282) Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâüebnâi’z-zamân[25]adlı eserine zeyil mahiyetinde kaleme almıştır.A‘yânü’l-asr ve a‘vânü’n-nasr[26] adlı çağdaşlarının hâl tercümelerini naklettiği diğer hacimli biyografik eseri iseel-Vâfî’nin nispeten muhtasarı kabul edilebilir.

Müellifin ilk eseri el-Vâfî, on dört bin civarında çeşitli sınıflardan meşhur kişilerin hâl tercümelerini ihtiva eder. Elimizdeki neşre göre otuz cilt olan bu eserin XX, XXIII ve XXVI. ciltleri eksiktir. Eser alfabetik olmakla birlikte Hz. Peygamber’e hürmeten Muhammed isimleriyle başlar. Müellif mukaddimesinde buna işaret etmekte, hatta babasının ismi de Muhammed olanları öne aldığını ifade etmektedir.[27] Elimizdeki neşre göre Safedî, V. cildin sonlarından itibaren[28] alfabetik sisteme döner. Müellif mukaddimesinde hamdele, salvele ve eserin kaleme alınışı vb. hususları zikrettikten sonra toplam on bir fasla ayırdığı bir giriş daha yazmış, bu fasıllarda Araplarda tarih yazıcılığı, ilk tarih eserleri, tarih yazma usulleri, biyografilerde isim, künye, lakap belirtme ve bunun sıralamasına dair usul, çeşitli bölgelere dair yazılmış tarih eserleri, genel tarihler, hulefâ, sultanlar, kudât, şuarâ gibi sınıfları/tabakaları ele alan tarih eserleri gibi konuları işlemiştir.[29]

Safedî’ninel-Vâfî’si, Türk Memlükler dönemi (648-784/1250-1382) sultanları ve ümerasının hâl tercümeleri için önemli kaynaklardandır. Müellifin özellikle döneminde önemli görevler üstlendiği el-Melikü’n-Nâsır Muhammed b. Kalavun (birinci saltanatı: 693-694/1293-1294, ikinci saltanatı: 698-709/1299-1309, üçüncü saltanatı: 709-741/1309-1341) hakkında aktardığı tafsilatlı bilgiler,[30] kronolojik bilgi veren siyasî tarihleri tamamlayıcı mahiyette olup bu sultanın dönemiyle ilgili genel değerlendirmelere imkân sağlamaktadır. Mesela bu bilgiler Muhammed b. Kalavun’un, daha önceki hükümdarlıklarında güç sahibi ümeranın ağır baskısı altında kaldığından, üçüncü saltanatı sırasında çok güvendiği dört idareci arasındaki tek askerî sınıfa mensup görevli olan devâdârına duyduğu itimadın sebeplerini tespit hususunda çok yardımcı olmuştur. Nitekim Söz konusu devâdâr, üçüncü defa saltanatı eline almak üzere Kahire’ye varacağı sırada planlanan bir suikastı haber vermek suretiyle sultanı büyük bir tehlikeden kurtaran kişidir.[31] Benzer şekilde Muhammed b. Kalavun döneminde uzun süre Dımaşk saltanat nâibliği görevini yürüten meşhur emîrTenkiz (ö. 741/1340) hakkında aktardığı malumat da[32] hem şahsî gözlemlerine dayanmakta hem de önemli ayrıntılar içermektedir. Müellif, bu emîrin satın alınmasından askerî kariyerine, sultanla yakın ilişkilerinden Dımaşk’taki yönetim tarzına, vücut şeklinden şahsî niteliklerine kadar birçok konuda tafsilatlı bilgiler vermektedir. Söz konusu emîrin tutuklanmasından sonra gerçekleşen tahkikatla ilgili bilgiler de sunan müellif, Tenkiz’in son yıllarında Dımaşkinşâ divanında kâtip olarak görev yaptığından Sultan Muhammed b. Kalavun tarafından bu emîrin mal varlığını tespit için kurulan komisyonda vazifelendirilmiştir. Bu duruma işaret eden Safedî, daha sonra Tenkiz’in büyük mal varlığına dair oldukça uzun bir listeyi tam olarak sunar.[33] Onun bu konuda verdiği bilgiler hem muasırları hem de daha sonraki tarihçiler ve biyografi müelliflerine kaynaklık etmiştir.

Tenkiz örneğinden de anlaşılacağı üzere müellif, özellikle Türk Memlükler döneminde Dımaşk saltanat nâibliği yapmış olan emîrler hakkında geniş biyografik bilgiler sunmaktadır ki yine ona ait Tuhfetüzevi’l-elbâb fî-men hakeme bi-Dımaşkmine’l-hulefâve’l-mülûk ve’n-nüvvâb,[34] adlı eserde bu nâibleri ele almaktadır. Nitekim bunlardan Akkuş el-Efrem’in (ö. 720/1320-1321) hâl tercümesinde aktardıkları[35] oldukça önemli bilgiler ve ayrıntılar içerir. Mesela bu emîrin sultanla yazışma usulüne dair örneklerle[36] onun armasına (renk) dair verilen bilgiler[37] bunlar arasında zikredilmelidir. Müellif bu emîrin armasını tarif ederken bunun gayet zarif olduğunu, büyük beyaz bir dairenin içerisinde yeşil bir şerit bulunduğunu, bu şeridin ortasında kırmızı bir kılıcın yer aldığını, kılıcın üst ve alt kısmının şeridi aşarak beyaz kısma geçtiğini belirtmektedir. Bu eserle ilgili son olarak şunu da belirtmeliyiz ki, el-Vâfî’nin özellikle Arapça elif, be, te harflerini içeren IX ve X. ciltlerinde Memlük devlet adamları ve ümerası hakkında oldukça kıymetli kayıtlar yer almaktadır.

Tarihçinin A‘yânü’l-asr isimli eseri ise, daha önce belirtildiği gibi genellikle muasırlarının hâl tercümesinden bahsettiği biyografi kitabıdır. Bu eserde iki bin civarında kişinin hâl tercümesi kayıt altına alınmıştır. Diğer taraftan Safedî’ninA‘yânü’l-asr’da Muhammed isimlerini öne alma şeklindeki önceki usulünü terk ederek biyografileri alfabetik kaydettiği müşahede edilmektedir. Müellif bu eserinde, muhtemelen eksik ciltler sebebiyle el-Vâfî’sinde tespit edemediğimiz bazı biyografilerde oldukça kıymetli bilgi ve ayrıntılara yer vermektedir. Mesela Üstâdâr Moğultay el-Cemalî’nin (ö. 732/1331) hâl tercümesinde[38] bu emîrinüstâdârı ve hazindârı gibi şahsî hizmetlilerine ve bunların Moğultay el-Cemalî’ye yaptıkları yardımlara işaret eden kayıtlarla, onun dönemin saltanat naibiyle ilişkilerini ortaya koyan bilgiler bunlar arasındadır. Buna benzer sadece bu eserinde yer alan ayrıntı kabilinden başka kıymetli bilgilerin bulunduğu da belirtilmelidir.[39] Yine bu son eserde müellifin zamanında hayatta olan ve daha sonra vefat eden şahısların hâl tercümelerine yer verildiği de tespit edilmektedir.[40]

Müellifin bu ikinci eserinde hâl tercümelerini daha geniş tuttuğu da anlaşılmaktadır. Mesela Sultan Muhammed b. Kalavun’un sağlığında vefat eden oğlunun biyografisiyle ilgili olarak önceki eserine nispetle A‘yânü’l-asr’da daha ayrıntılı ve uzun malumat sunmaktadır.[41] Her iki eserde bu şehzade ile ilgili malumat verilirken müellifin şahsî müşahedelerine dayandığı da belirtilmelidir. Bu müşahedeler ve bilgiler arasında söz konusu şehzadenin düğün merasimi, düğünde yapılan harcamalar, bazı âdetler, saraydaki bir Mevlid-i Nebevî merasimiyle ilgili ilginç ayrıntılar gibi birçok hususun bulunduğuna işaret etmeliyiz. Müellifin her iki eserinde de yer verdiği hâl tercümeleri arasında başka karşılaştırmalar yapıldığında ilginç sonuçlar ortaya çıkmaktadır. Mesela Dımaşk ve Halep nâibliği yapan büyük emîrlerden Ergun el-Kâmilî’nin (ö. 758/1357) hâl tercümesi el-Vâfî’de nispeten kısa ve yarıda bırakılmışken,[42]A‘yânü’l-asr’da ise daha ayrıntılı ve önceki eserin eksik kısmını tamamlayıcı mahiyettedir.[43] Bu ikinci eserde yer alan bilgilerin, kronolojik siyasî tarih eserlerindeki birçok boşluğu doldurduğuna da işaret edilmelidir. Sonuç itibariyle müellifin bu hâl tercümesi eserleri bahsettiğimiz özellikleri bakımından müstağni kalınamayacak kaynaklar arasındadır.[44]

  1. el-Vâfî’de Hz. Peygamber’in Hayatı “Muhammed Rasûlüllah”
    1. Kaynakları

Safedî, Memlükler dönemi siyer müelliflerin büyük çoğunluğu gibi öncelikle muhaddislik yönüyle öne çıkan bir âlimdir. Bu bakımdan eserinde hadis ıstılahlarını kullandığı ve meşhur muhaddisleri sıklıkla zikrettiği tespit edilmektedir. Nitekim daha eserinin başlarında Hz. Peygamber’in doğum tarihiyle alakalı kısımda farklı nakilleri zikrederken bir rivayet için “hasenisnadla” ifadesini kullanmaktadır.[45]

Müellif eserinde, özellikle Şakk-ı Sadr, İsrâ, Miracgibi irhâs ve mucize rivayetleriyle ilk vahiy haberinde, Hz. Peygamber’in faziletleri ve özellikleri gibi konularda hadis kaynaklarına müracaat etmektedir.Örnek vermek gerekirseŞakk-ı Sadrın Mirac’da gerçekleştiğine dair rivayeti Buhârî’den,[46]ilk vahiyle alakalı rivayeti Buhârî ve Müslim’den,[47]İsrâ, Mirac haberlerini ise Buhârî, Müslim, Tirmizî ve Nesâî[48] gibi hadis kaynaklarından aktarmaktadır. Müellif bu ve benzeri nakillerinde bazen sadece bir hadis kaynağına bazen de birkaç tanesine birlikte atıfta bulunmaktadır.[49]Safedî’nin birkaç yerde Enes b. Mâlik gibi sadece sahâbîleri zikrettiği, bazen de tam sened verdiği tespit edilmektedir.[50] Enes b. Mâlik’in en çok zikredilen râvisahâbî olduğu da vurgulanmalıdır.

Müellifin bazen tefsir kaynaklarına da müracaat ettiği görülmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in İsrâ hadisesini bedenen mi yoksa ruhen mi gerçekleştirdiği hususundaki tartışmaları ele alırken olayın bir rüya olduğu şeklindeki rivayeti Taberî’nin (ö. 310/923) tefsirinden nakletmektedir.[51] Bu noktada onun birkaç yerde âyetlere atıfta bulunduğunu da belirtmeliyiz.[52]

Safedî, hadis ve tefsir kaynaklarının dışında muasırı olan bazı edip ve münşîlerin kaside türü eserlerinden de istifade etmektedir. Nitekim İsrâ hadisesiyle alakalı rivayetinin sonuna Dımaşk’tainşâ divanı başkanlığı (sâhibüdîvâni’l-inşâ) vazifesini de yürüten Hanbelî muhaddis ve kâtip Ebü’s-SenâMahmud b. SelmânİbnFehd’in (ö. 725/1325)[53] eserinden Hz. Peygamber için kaleme aldığı kasidenin İsrâ’ya dair kısmından iki beytinieklemiştir.[54]Safedî, hocası da olan İbnFehd’e bu beyitleri bizzat okuduğunu ve onun onayını aldığını belirtmektedir.

Memlükler döneminin meşhur siyer müellifi ve muhaddis İbnSeyyidünnâs da Safedî’nin çokça kasidesini aktardığı muasır kaynakları arasındadır. Mesela Hz. Peygamber’in seçilmişliği konusunda İbnSeyyidünnâs’ın iki beytini nakletmekte ve bunları şairin kendisine bizzat okuduğunu belirtmektedir.[55] Yine Hz. Peygamber’in isimleri bahsinde bu defa kendisinin İbnSeyyidünnâs’a okuduğu ve onayını aldığı 9 beyitlik şiirini iktibas etmektedir.[56]Safedî, bunların dışında bazısını bizzat yazarının okuduğu bazısını da kendisinin okuyarak onayını aldığı İbnSeyyiünnâs’a ait şiirleri nakletmektedir.[57] Son olarakSafedî, İbnSeyyidünnâs’ınSahâbe tarafından Hz. Peygamber’i övmek üzere kaleme alınan şiirleri mim harfiyle biten beyitler hâlinde bir kasidede topladığını ve daha sonra bunları şerh ederek Minahu’l-Midah[58]adlı bir eser te’lif ettiğini belirtmektedir. Safedî, bu eseri kendisinin istinsah ettiğini, yarısına yakın kısmını müellifinden bizzat dinlediğini, kalanı için de icazet aldığını söylemektedir.[59]

Safedî, eserini kaleme alırken bazı dil ve edebiyat eserlerinden de istifade etmiştir. Nitekim Hz. Peygamber’e “Muhammed” isminin verilmesiyle ilgili kısımda bu ismin niçin verildiğine dair Alemüddin es-Sehâvî’nin (ö. 643/1245) Sifrü’s-sa‘âde[60]adlı eserinden aldığı bir rivayeti aktarmaktadır.[61] Yine Safedî’nin, Hz. Peygamber’in sıfatlarıyla ilgili bahiste, nisbe ve isimlerinden tespit edemediğimiz dil âlimlerinden yararlandığı da tespit edilmektedir.[62]

Safedî’nin istifade ettiği siyer megâzîmüelliflerine gelince bunları Musa b. Ukbe (ö. 141/758), İbnİshâk, EbûMa‘şer es-Sindî (ö. 170/787), İbnHazm, Ebü’l-Ferecİbnü’l-Cevzî(ö. 597/1201), Ebû Muhammed Abdülganî el-Cemmâ‘îlî (ö. 600/1203) ve İbnSeyyidünnâs olarak sıralamak mümkündür. Bunlardan İbnHazm ve Cemmâ‘îlî özellikle öne çıkmaktadır. Ancak öncelikle Safedî’nin daha az atıfta bulunduğu siyer megâzî kaynaklarına işaret etmek istiyoruz.

Müellif, Hz. Peygamber’in gazveleri ile ilgili kısımda meşhur rivayete göre onun bizzat iştirak ettiği 25 gazve olduğunu söylemekte, bu konudaki kaynaklarını İbnİshâk, EbûMa‘şer es-Sindî, Musa b. Ukbe ve diğerleri ifadesiyle belirtmektedir.[63]Safedî’nin Musa b. Ukbe ve EbûMa‘şer es-Sindî’yi kaynak olarak kullandığı yegâne konu, tespit edebildiğimiz kadarıyla gazvelerin sayısı meselesidir. Müellif, Hz. Peygamber’in nesebini Hz. Âdem’e kadar ulaştırdığı rivayette bu defa sadece İbnİshâk’a atıfta bulunmaktadır.[64] Tespit edebildiğimiz kadarıyla bahsi geçen iki konu dışında İbnİshâk’ın ismen zikredildiği başka bir rivayet mevcut değildir.

Safedî, İbnü’l-Cevzî’ye de bir yerde atıfta bulunmaktadır. Müellif Hz. Peygamber’in çocuklarıyla ilgili bahiste önce erkek evladını sıralamakta, daha sonra Abdüluzzâ adlı bir çocuğunun olduğuna dair rivayeti tenkit için İbnü’l-Cevzî’ninTelkîhufühûmiehli’l-eser[65]isimli eserindeki malumata işaret etmektedir.[66]

Safedî, hocası ve muasırı olan İbnSeyyidünnâs’tan daha önce ifade edildiği üzere sadece şiir ve kasidelerinden değil, siyer rivayetleri bakımından da istifade etmektedir. Mesela Hz. Peygamber’in hanımlarından bahsettiği kısımda Rasûlüllah’ın boşadığı nikâhlılarını sayarken “bunu bana İbnSeyyidünnâs bildirmişti” ifadesini kullanmaktadır.[67] Yine Hz. Peygamber’in kızlarını ve onların zürriyetini sayarken de İbnHazm’ın rivayetinin aksine bir bilgiyi İbnSeyyidünnâs’tan nakletmektedir.[68]

Safedî’nin en fazla müracaat ettiği siyer müellifleri, daha önce işaret edildiği gibi İbnHazm ve Cemmâ‘îlî’dir. Tespit edebildiğimiz kadarıyla Safedî, her iki müellife de altışar atıfta bulunmakta, bir yerde ise İbnHazm’ın yazdığı bir çalışmaya işaret etmektedir. Safedî, Şakk-ı Sadrın Mirac gecesi vuku bulduğuna dair Buhârî rivayetinin sorunlu oluşu,[69]ilk müslümanların tespiti,[70] Hz. Peygamber’in hanımları,[71] erkek çocukları,[72] kızları[73]gibi konularda İbnHazm’ın eserine başvurmuştur. Hz. Peygamber’in hac ve umrelerinden bahsettiği kısımda da İbnHazm’ınVedâ Haccı ile alakalı büyük bir eser[74]te’lif ettiğine işaret etmiştir.[75]Son olarak Safedî, Hz. Peygamber’in küçük kızı ÜmmüKülsûm’ün Hz. Osman’dan çocuğu olmadığına dair İbnHazm rivayetine başvururken, onun bu bilgiyi Halife b. Hayyât’tan (ö. 240/854-855) aktardığını da ekler.[76]

Müellifin önemli kaynakları arasında yer alanCemmâ‘îlî, eserde altı yerde zikredilmekte ve kendisinden “Hâfız Abdülganî” şeklinde bahsedilmektedir. Safedî, İbnHazm’ın eserinin ismini bir yerde verirken,[77]Cemmâ‘îlî’nin kitabına işaret etmez. Muhtemelen bu müellifin Sîretü’n-Nebî[78]adlı eserini kullanmıştır.Safedî, Hz. Peygamber’in nesebi,[79] Hicret yolculuğundaki rehberi Abdullah b. Ureykıt el-Leysî’ninmüslüman olmadığı,[80]Rasûlüllah’ın vefat ettiğinde defnedildiği mekânın tam tespiti,[81] Hac ve umrelerinin sayısı,[82] Hz. Peygamber’i Allah’ın (c.c.) yedi kat semanın üstünde evlendirdiği[83] ve Hz. Peygamber’in kızlarının tam sayısı[84] gibi konularda Cemmâ‘îlî’ye atıfta bulunmuştur.

    1. Muhtevası

Safedî, incelediğimiz eserinin Hz. Peygamber’in hayatına dair kısmında, Muhammed ismiyle ilgili kısa bir girişin ardından toplam 28 başlık kullanmakta, Hz. Peygamber’in medhine dair şiirlerden bahsettiği bir kısımla ve uzunca bir kasidesiyle de Muhammed Rasûlüllah maddesini bitirmektedir.

Müellif ilgili maddeye “et-Tercemetü’ş-Şerîfetü’n-Nebeviyye” başlığını atmıştır. Daha sonra “Bâbü Muhammed” başlığının altında önce Cahiliyye döneminde Muhammed ismi verilenleri ve bu ismin verilme sebebini zikretmekte, daha sonra İslâm döneminde Muhacir ve Ensâr’ın çocuklarından bu adı alanları saymaktadır.[85]Bunların ardından “Muhammed RasûlüllahSeyyidünâ ve Mevlânâ ve HabîbünâNebiyyü’r-rahme ve Hâdî’l-ümme” başlığı altında Hz. Peygamber’in ismi, künyesi, nesebi, doğum tarihi, anne-babası, çocukluğu, Şakk-ı Sadr olayı, Bahîra hadisesi, Meysere ile Hz. Hatice adına Şam’a yaptığı ticaret yolculuğu, bi‘seti ve ilk vahiy, cinlerin müslüman oluşu, İsrâ ve Mirac hadisesi, Hicret yolculuğu, kıblenin değişmesi, vefatı, tekfini ve defni, cenaze namazının kılınma şekli, defnedildiği yer gibi konuları ele almaktadır.[86] Genelde klasik kaynaklarımızda yer alan bilgilerin sıralandığı bu başlığın altında zikredilen bazı ilginç noktalara işaret etmek gerektiği kanaatindeyiz.

Bunların başında Hz. Peygamber’in künyesiyle ilgili bilgiler gelmektedir. Müellif meşhur bilgi olarak ifade ettiği “Ebü’l-Kasım” künyesini verdikten sonra “Ebûİbrâhîm Muhammed b. Abdullah…” şeklinde ikinci bir künye daha kullanmaktadır.[87]Yine müşriklerin vahye tepkileri ve Habeşistan hicretleri gibi konulara hiç temas etmezken, irhâs haberleri ve mucizâtayer verdiği tespit edilmektedir. Yaklaşık altı sayfa olan bu ilk başlıkta İsrâ ve Mirac’a bir sayfa ayrıldığını da[88] belirtmek gerekir.Safedî’nin, Hz. Peygamber’in vefatından sonra Sahâbenin tutumuyla ilgili verdiği bilgiler de ilginçtir. O, Hz. Peygamber’in vefat etmesi üzerine bazı sahâbilerin dehşete kapıldığını, bunlar arasında Hz. Ömer’in bulunduğunu, Hz. Osman’ın susturulduğunu, Hz. Ali’nin ise bir yere oturtulduğunu aktarmaktadır. Bunların ardından, en fazla metanetli davrananların ise Hz. Abbâs ve Hz. Ebû Bekir olduğunu nakletmektedir.[89]Yine bu başlığın altında Hz. Peygamber vefat ettikten sonra Hücre-i Saâdet’in kapısından “Onu yıkamayın, zira o tertemizdir” şeklinde bir ses işitildiği, ardından “Yıkayın, az önceki ses İblis’e aitti, ben Hızırım” sözünün duyulduğu, bu son sözün sahibi Hızır’ın Sahâbe’ye taziyede bulunduğu ve bazı tavsiyeler verdiği şeklinde ilginç bir rivayet daha yer almaktadır. Bu rivayetin devamında Hz. Peygamber’in elbisesiyle mi yoksa elbisesiz mi yıkanacağının tartışıldığı, bu tartışmadan sonra hepsine Allah (c.c.) tarafından bir uyku hâli geldiği, tanınmayan birisinin rüyalarında onlara “elbisesiyle yıkayın” dediği ve uyandıklarında da böyle yaptıkları şeklinde bir başka ilginç kayda rastlanmaktadır.[90]

Bu ilginç bilgilerin de bulunduğu ilk başlığın ardından seçilmişliği,[91] faziletleri,[92] isimleri,[93] evsafı[94] gibi başlıklar yer almaktadır. Bunlardan Hz. Peygamber’in fizikî/bedenî özelliklerinden bahsedilen kısmın diğerlerine nispetle oldukça uzun tutulduğu belirtilmelidir. Bunlardan sonra yine uzun sayılabilecek ölçüde Hz. Peygamber’in ahlâkı başlığı altında ahlâkî özellikleri, âdetleri, insanlara karşı tavırları, ibadet şekilleri ve alışkanlıkları, giyinme tarzı, kıyafetleri, şakacılığı gibi konuların ele alındığı görülmektedir.[95]

Safedî yedinci başlığının altında Hz. Peygamber’in mucizelerine yer vermiştir.[96] Oldukça uzun tutulan bu kısımda bizce ilginç husus Rasûlüllah’ın en büyük mucizesinin Kur’ân-ı Kerîm olduğunun ifade edilmesidir.[97] Burada diğer peygamberlerin de mucizelerinin bulunduğu ancak bunlardan rivayetlerdeki bilgiler dışında hiçbir iz kalmadığı belirtilmekte, oysa Hz. Peygamber’in Kur’ân-ı Kerîm mucizesinin kıyamete kadar önümüzde duracağı vurgulanmaktadır. Bunların ardından Şakk-ı Kamer olayından, Kureyş’in düzenlemek istediği suikastın bildirilmesine, Hz. Peygamber’in dua ve beddualarının tutmasından fiten ve melâhim haberlerine kadar birçok rivayete işaret edilmektedir.

            Müellif sekizinci başlıkta gazveleri,[98] dokuzuncu başlıkta da seriyyeleri sıralamaktadır.[99]Seriyyelerin gazvelere nispetle, başında gönderilen sahâbî ve gidilen yer gibi daha ayrıntılı sayılabilecek bir şekilde ele alındığını belirtmek gerekir. Onuncu başlıkta Hz. Peygamber’in Hac ve umreleri,[100]on birinci başlıkta hanımları,[101] on ikinci başlıkta erkek,[102] on üçüncü başlıkta kız çocukları[103] anlatılmaktadır. On dördüncü başlık amcaları,[104] on beşinci başlık ise halalarını saymaktadır.[105]Bundan sonraki başlıklarda ise sırasıyla valileri,[106] elçileri,[107] erkek azatlıları,[108] hanım azatlıları,[109] hizmetinde bulunanlar,[110] bekçiliği ve muhafazasını üstlenenler,[111]kâtipleri,[112]Ashâbının seçkinleri (NücebâminAshâbihî),[113] Aşere-i Mübeşşere,[114] kendisine benzeyenler,[115] binek hayvanları,[116] silahları,[117] kıyafetleri[118]ele alınmakta, son olarak da Hz. Peygamber’in kasidelerle övülmesine dair bir kısımla eser nihayete erdirilmektedir.[119] Son kısma müellifin kendi yazdığı yaklaşık dört sayfalık uzunca bir kaside ilâve edilmiştir.[120]

            Bu başlıklar içerisinde kâtipleri ve ashâbının seçkinleri ismini taşıyan yirmi ikinci ve yirmi üçüncü kısımlarda ilginç olduğunu düşündüğümüz bazı kayıtlara işaret etmek istiyoruz. Mesela kâtipleri başlığı altında Zeyd b. Sâbit ve Muâviye b. EbûSüfyan’ın diğerlerinden farklı olarak hem vahiy hem de başka konularda Rasûlüllah’ın kâtipliğini yaptıkları, bunların dışında başka bir işle uğraşmadıkları belirtilmektedir.[121]Yine ashâbının seçkinleri başlığı altında da Hz. Ebû Bekir, Ömer, Ali, Hamza, Cafer, Ebû Zer, Mikdâd, Selmân, Huzeyfe b. Yemân, Abdullah b. Mesud, Ammâr b. Yâsir ve Bilal-i Habeşî sayılmakta, mesela Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvâm gibi önde gelen sahâbîler zikredilmemektedir.[122] Bununla birlikte devamındaki başlıkta bu sahâbîlerin Aşere-i Mübeşşere olarak sayıldıklarını da belirtmek gerekir.[123]

    1. Usulü

Safedî,genel usul olarak Memlükler dönemi siyer yazıcılığı tarzını benimsemiş gözükmektedir. Buna göre Hz. Peygamber’in hayatı, İbnSa‘d örneğinde olduğu gibi kronolojiden ziyade konu merkezli anlatılmaktadır. Yine Hz. Peygamber’in hayatının çeşitli safhaları oldukça kısa aktarılmakta ancak mucizeleri, aile efradı, şahsî eşyası, yanında görev alanlar vb. konular, bazen ayrıntılandırılarak daha uzun bir şekilde kaydedilmektedir. Bir başka özellik ise hadis kaynaklarının, siyer megâzî eserleri kadar hatta bazı kısımlarda daha fazla kullanılmasıdır.

Müellif, muasırları veya diğer Memlük siyer yazıcıları gibi bazen rivayetleri değerlendirmiş, kanaatini belirtmiştir. Mesela Hz. Peygamber’in doğum tarihi ile alakalı rivayetleri sıralamış, yaygın veya meşhur olanı en başta zikrederek diğerlerini “kîle” ifadesiyle eklemiştir. Bunların ardından “sahih olan” ifadesiyle daha sahih bulduğu kayda işaret etmiştir.[124]Bazen kabul ettiği rivayeti niçin sahih gördüğüne dair aklî izahlar da getirmektedir. Mesela Mirac hadisesinin bedenen mi yoksa rüyada/ruhen mi gerçekleştiği hususunda birinci görüşün sahih olduğunu belirtmektedir. Bunu da Hz. Peygamber’in hadiseyi anlattığındaKureyşli müşriklerin tepkisiyle izah etmektedir. Buna göre rüyada yaşanan bir şeyi insanların inkâr etmesine gerek yoktur. Kureyşli müşriklerin inkâr ve yalanlamaları, Hz. Peygamber’in bedenen Mescid-i Aksâ’ya gittiğini söylemiş olmasından kaynaklanıyordur.[125]Safedî’nin bahsi geçen örnekte olduğu gibi, kanaatlerini belirttiği konularda, Memlük tarihçiliğindeki yaygın usul üzere “kultü” ifadesini kullandığı da belirtilmelidir. Bu bahiste son olarak, müellifin özellikle bu türden tartışmalara konu olan olaylar başta olmak üzere eserinin birçok yerinde şiirlere başvurduğunu vurgulamalıyız.[126]

Bu noktada onun kaynak kullanımı ile ilgili usulüne de işaret etmek gerekir. Kaynaklar kısmında ayrıntılı olarak ifade ettiğimiz gibi, Safedî genellikle müelliflerin isimlerini vermekte, eserlerini sadece birkaç yerde zikretmektedir. Bunların dışında bazen genel ifadelerle, mesela Hz. Peygamber’in nesebi ile ilgili kısımda “kâle ehlü’l-‘ilm” ibaresiyle konuya giriş yapmakta,[127] bazen de, yine aynı konuda “fîmâyez‘umûn/yüz‘amûn” gibi ifadeler kullanmaktadır.[128] Daha önce belirtildiği gibi birçok yerde de “kîle” veya “yükâlü” ifadelerine yer vermektedir.[129] Kısa bir değerlendirme yapmak gerekirse “kâle ehlü’l-‘ilm” ifadesi, buradaki künye rivayetinin genel bir bilgi olması hasebiyle kullanılmış olmalıdır. “Fîmâyez‘umûn/yüz‘amûn” ise Safedî’nin bu rivayeti aldığı İbn İshak’ın ifadesidir.[130] “Kîle” ve “yükâlü” ifadelerine gelince müellifin bunları genelde kendisinin asıl veya daha sahih bulduğu rivayetlerden sonra diğer görüş ve kayıtları aktarırken kullandığı anlaşılmaktadır.

Safedî, bazı yerlerde kavram, ölçü birimi vb. az bilinen şeyleri de açıklayıcı malumatla sunmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber’in vahiy öncesi dönemdeki inzivasına tekabül eden “tehannüs” kavramını açıklamaktadır.[131] Yine Rasûlüllah’ın hanımlarına yılda 20 vesak arpa ve 80 vesak hurma verdiğine dair rivayeti aktardıktan sonra bahsi geçen “vesak” kavramını “kultü” ifadesiyle izah etmektedir.[132]

Müellifin “Muhammed Rasûlüllah” maddesinde tercih ettiği usul içerisinde bizce en ilgi çekici olanı, tarihlendirme hususunda ay veya yıl hesabından ziyade Hz. Peygamber’in yaşından hareket etmesidir. Mesela Hz. Peygamber’in Kâbe hakemliği bahsinde “35 yaşına ulaştığında”,[133]Kureyş’in muhasarasının (boykot) sona ermesiyle ilgili “49 yaşındaydı”,[134]İsrâ ve Mirac hadisesinde “51 yaş ve dokuz aylık”,[135] Hicret yolculuğuna çıkarken “53 yaşına ulaştığında”[136] ve vefatından bahsederken de “63 yaşına vasıl olduğunda”[137] ifadelerini kullanmaktadır. Daha ilginç olanı ise gazve ve seriyyeler bahsinde hiç tarih vermemesidir.[138] Yine Hac ve umrelerini anlatırken de tam tarih vermemekte sadece “Müşriklerle sulh yaptığında ve ertesi sene”, “Ci‘râne’deHuneyn ganimetini taksim ettiğinde, Zilkâde’de” gibi ifadelerle bilinen olaylara atıfla veya ay zikrederek zamana işaret etmektedir.[139]

Son olarak müellifin, dönemin önde gelen kâtip ve münşîlerinden olmakla birlikte, başka eserlerinde sıkça yaptığının aksine “Muhammed Rasûlüllah” maddesinde sade bir üslup kullandığı, kendi şiirleri dışında secîli ifadelere başvurmadığı da belirtilmelidir.

Sonuç

Safedî, Memlük tarihçilerinde sıklıkla görüldüğü gibi Hz. Peygamber’in hayatını kaleme almayı bir vazife olarak addetmiş, hacimli biyografi eserinde doğrudan konusu olmamasına rağmen teberrüken Rasûlüllah’ınsiyerine de yer vermiştir. Nitekim müellif,  “Muhammed Rasûlüllah” maddesinin sonunda yer alan kasidesinden önce bunu yazma sebebi olarak kullandığı ifadeler bu durumu teyit eder. Müellif,  kasidesini onu methetmek suretiyle Hz. Peygamber’in güzel yüzü ve mübarek topuğuyla bereketlenmek için yazdığını, böylece Kıyamet günü onu metheden ve bu sayede ihsanına nail olan kişiler arasına dâhil olmak istediğini belirtir. Esasen müellifin hacimli eserinde birçok biyografi “Muhammed Rasûlüllah” maddesinden daha uzundur. Dolayısıyla onun Hz. Peygamber’in hayatını insanlara öğretmek veya bu konuda bilgi vermekten ziyade teberrüken yazdığı açıktır.

Müellifin eserinde kullandığı sade üslup, kronolojiden ziyade insanların ilgisini çekecek mesela Hz. Peygamber’in amcaları, halaları, hizmetinde bulunanlar, silahları, binekleri ve mucizeleri gibi konulara ağırlık vermesi dönemin tarihçilik anlayışının bir sonucu gibi gözükmektedir. Zira bu dönemde tarihçilik günümüzdeki gazetecilik gibi insanların doğrudan ilgi duyduğu konuları ele alan bir tarzda yapılmaktadır. Bu dönemin tarih eserleri halk tarafından okunmakta ve yazıldığı dönemde tesir icra etmektedir. Nitekim bahsi geçen tarihçilerden Makrîzî’nin eserleri, hadis, tefsir kitapları gibi ders halkalarında okunmakta, bizzat müellifinden okutmak üzere icazet alınmaktadır. Ayrıca bazı devlet adamları Makrîzî’nin keskin kaleminden çekindikleri için onunla iyi geçinmeyi tercih etmektedirler. Dolayısıyla yazılanlar halkı etkilemek ve onların okuması amacıyla kaleme alındığından hem genelde basit bir üslup kullanılmakta hem de ilgi çekici konular tercih edilmektedir. Esasen bu dönemde devlet adamlarından üst düzey askerî erkâna, ulemadan kuyumculuk yapan sıradan tüccara kadar çeşitli sınıflardan insanın tarih eseri ya da biyografi kaleme almasının sebebi de bu olmalıdır.

Safedî’nin eseri, daha önce de ifade edildiği gibi konu merkezli kaleme alınmıştır. Konuların içerisinde genel bir kronoloji takip edildiyse de çoğu zaman tam tarih verilmemiştir. Hadis eserleri ve malzemesi siyer ve tarih kaynaklarından daha fazla kullanılmıştır. Mısır halkının o dönemdeki genel temayülü sebebiyle mesela gazveler kısa tutulurken, Hz. Peygamber’in silahlarına daha uzun yer ayrılmıştır. Eserde tespit edebildiğimiz kadarıyla Hz. Peygamber’in “Ebûİbrâhîm” şeklinde de künyelendirilmesi, tarihlendirmenin yaşına göre yapılması, Hz. Peygamber’in vefatından sonra metanetli davrananların başında, o dönemde Mısır’da da hüküm süren Abbâsîler’in büyük atası Abbâs b. Abdülmuttalib’in zikredilmesi gibi dikkat çekici kayıtlar yer almaktadır. Eser bu son özellikleri veya müellifin tercih ettiği usul bakımından kısmen özgünlük arz etmektedir. Müellifin, özellikle Hz. Peygamber’in yaşıyla tarihlendirme yapma tercihi tespitlerimize göre daha önce rastlamadığımız bir usul gibi gözükmektedir.

Sonuç itibariyle şunu belirtmek isteriz ki, Memlükler döneminde siyer eserleri kronolojiden ziyade tematik yazılan, ilgi çekici hadiseleri öne çıkaran bir tarzdagenelde derleme hüviyetindedir. Ancak birbirinin tekrarı gibi görünen bu eserlerde hem ilginç ve farklı kayıtlara rastlandığı hem de dönemin Peygamber algısına yönelik izler bulunduğu dikkate alınmalıdır.

Kaynaklar

Algül,Hüseyin “el-Mevâhibü’l-ledünniyye”, DİA, XXIX (2004), s. 421.

Altıkulaç,Tayyar, “Sehâvî, Alemüddin”, DİA, XXXVI (2009), s. 311-313.

Apaydın,H. Yunus, “İbnHazm”, DİA, XX (1999), s. 39-52.

Arslan,Abdurrahim,İbnSeyyidinnâs (ö. 734/1334) ve ‘Uyûnü’l-Eser Adlı Eseri (Basılmamış Doktora Tezi, Harran Üniversitesi SBE, Şanlıurfa 2017.

Ayalon, David, “Awlâd al-Nâs”, Encyclopaedia of Islam New Edition (EI²), I (1954), s.765.

el-Cemmâ‘îlî, Ebû Muhammed Abdülganî(ö. 600/1203),Sîretü’n-Nebî ve sîretüashâbihi’l-‘aşere (nşr. Halid Abdurrahman b. Hamd es-Şâyi‘), Riyad 1424.

Cengiz, Osman,Makrîzî’ninİmtâu’l-Esmâ İsimli Eseri (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi SBE, İstanbul 2010.

Durmuş, İsmail, “Safedî”, DİA, XXXV (2008), s. 447-450.

----------, es-Safedi, Hayatı, Eserleri ve Gavâmızu’s-Sıhah’ı(Basılmamış Doçentlik Tezi), 1994.

Efendioğlu, Mehmet, “Zâdü’l-Meâd”, DİA, XLIV (2014), s. 63-64.

İbnHabîb el-Halebî,Sa‘deddin İbrahim (ö. 779/1377),el-Muktefâminsîreti’l-Mustafâ(nşr. M. Muhammed Hüseyin ez-Zehebî), Kahire 1996.

------------, en-Necmü’s-sâkıb fî eşrefi’l-menâkıb(nşr. M. Muhammed Hüseyin ez-Zehebî), Kahire 1996.

İbn Hacer el-Askalânî,Ebü’l-FazlŞihabeddinAhmed b. Ali(ö. 852/1449),ed-Dürerü’l-kâmine fî a’yâni’l-mieti’s-sâmine (nşr. Abdülvâris Muhammed Ali), I-IV, Beyrut 1997.

İbnHallikân,Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Muhammed(ö. 681/1282), Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâüebnâi’z-zamân (nşr. İhsan Abbâs), I-VIII, Beyrut 1978.

İbnİshâk, Ebû Abdullah Muhammed (ö. 151/768), Sîretüİbnİshâk(nşr. Muhammed Hamidullah), Konya 1981.

İbnKayyim el-Cevziyye,Ebû Abdullah Şemseddin Muhammed(ö. 751/1350), Zâdü’l-me‘âd fî hedyi hayri’l-‘ibâd (nşr. Şuayb el-Arnaût-Abdülkadir el-Arnaût), I-V, Beyrut 1981.

İbnKesîr, Ebü’l-Fidâİmadüddin İsmail b. Ömer(ö. 774/1373),el-Fusûl fî (ihtisâri) sîreti’r-Resûl(nşr. Muhammed el-Îd el-Hatrâvî-MuhyiddinMüstû), Dımaşk 1992.

İbnSeyyidünnâs,Ebü’l-FethFethuddin Muhammed(ö. 734/1334),Uyûnü’l-eser fî fünûni’l-megâzîve’ş-şemâilve’s-siyer (nşr. Muhammed el-îd el-Hatrâvî-MuhyiddinMestû), I-II, Dımaşk 1992.

İbnTağriberdî, Ebü’l-MehâsinCemaleddin Yusuf(ö. 874/1470), el-Menhelü’s-sâfîve’l-müstevfîba‘de’l-Vâfî(nşr. Muhammed M. Emin-Nebîl Muhammed Abdülaziz), I-XII, Kahire 1984-2006.

İbnü’d-Devâdârî,Seyfeddin Ebû Bekir b. Abdullah b. Aybek (ö. 736/1336’dan sonra), ed-Dürrü’s-semîn fî ahbâriSeyyidi’l-mürselîn (nşr. Muhammed es-Saîd Cemaleddin), Kahire 1981.

İbnü’d-Devâdârî, Kenzü’d-dürer ve câmi‘u’l-gurer, I-IX (nşr. BerndRatke-Edward Badeen-UlrichHaarmann-Hans R. Roemer-Saîd A. Âşûr vd.), Kahire-Beyrut 1960-1994.

el-Kalkaşendî, Ahmed b. Ali(ö. 821/1418),Subhu’l-a‘şâ fî sınâ‘ati’l-inşâ, I-XV, Kahire 1910-1920.

Kandemir,M. Yaşar, “İbnSeyyidünnâs”, DİA, XX (1999), s. 316-318.

el-Kastallânî, Ebü’l-Abbâs ŞihabeddinAhmed b. Muhammed(ö. 923/1517),el-Mevâhibü’l-ledünniyyebi’l-minâhi’l-Muhammediyye(nşr. Salih Ahmed eş-Şâmî), I-IV, Beyrut 1991.

el-Makrîzî,TakıyyüddinAhmed b. Ali(ö. 845/1441), İmtâu‘l-esmâ‘ bimâli’n-Nebiyymine’l-ahvâl ve’l-emvâlve’l-hafedeve’l-metâ‘ (nşr. Muhammed Abdülhamid en-Nümeysî), I-XV, Beyrut 1999.

Moğultay b. Kılıç,Ebû Abdullah Alâeddin(ö. 762/1361), el-İşâre ilâ sîreti’l-Mustafâ ve âsâri (târîhi) men ba‘dehûmine’l-hulefâ(nşr. M. Nizameddin el-Füteyyih), Dımaşk 1996.

es-Safedî, Salâhaddin Halil b. Aybek(ö. 764/1363),A‘yânü’l-asr ve a‘vânü’n-nasr (nşr. Ali EbûZeydv.dğr.), I-VI, Beyrut-Dımaşk 1998.

------------, Kitâbü’l-Vâfîbi’l-Vefeyât (nşr. HelmutRitter, SvenDederingv.dğr.), I-XXX, Wiesbaden-Beyrut 1962-2004.

------------,Tuhfetüzevi’l-elbâb fî men hakeme bi-Dımaşkmine’l-hulefâve’l-mülûk ve’n-nüvvâb(nşr. İhsan B. S. Hulûsî-Züheyr H. es-Samsâm), I-II, Dımaşk 1991-1992.

Seyyid Muhammed es-Seyyid, “Evlâdü’n-Nâs”, DİA, XI (1995), s. 525-526.

es-Sübkî, TaceddînAbdülvehhab(ö. 771/1370),Tabakâtüş-Şâfi‘iyyetil-kübrâ(nşr. Mahmud Muhammed et-Tanâhî, Abdülfettah Muhammed el-Hulv), I-X, Kahire 1964.

Şâkir Mustafa, et-Târîhu’l-‘Arabî ve’l-müerrihûn, I-IV, Beyrut 1983-1990.

Yavuz, Yusuf Şevki -Casim Avcı, “İbnü’l-Cevzî, Ebü’l-Ferec”, DİA, XX, 543-549.

 

Prof. Dr. Fatih Yahya AYAZ


* Prof. Dr., Çukurova Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslâm Tarihi AD Öğretim Üyesi, fyayaz@yahoo.com

[1]Ebü’l-FethFethuddin Muhammed İbnSeyyidünnâs, Uyûnü’l-eser fî fünûni’l-megâzîve’ş-şemâilve’s-siyer (nşr. Muhammed el-îd el-Hatrâvî-MuhyiddinMestû), I-II, Dımaşk 1992. Bu eser üzerine yapılmış bir doktora tezi için bk. Abdurrahim Arslan, İbnSeyyidinnâs (ö. 734/1334) ve ‘Uyûnü’l-Eser Adlı Eseri (Basılmamış Doktora Tezi, Harran Üniversitesi SBE, Şanlıurfa 2017.

[2] Bk. Arslan, İbnSeyyidinnâs, s. 251 vd.

[3]Evlâdünnâs, Memlükemîrlerinin hür olarak doğan oğullarından oluşan askerî ve sosyal zümreye verilen isimdir. Memlükler döneminde “memlük” kökenli olmak ayrıcalık kabul ediliyor ve bu aristokrasi tek nesille sınırlandırılıyordu. Sultanlarınkiler de dâhil olmak üzere bu sistemin içinde yetişenlerin çocukları memlük kabul edilmiyor ve bunlar “evlâdünnâs” adıyla memlüklerden daha aşağı ve çok az istisna dışında kırklar emîrliği rütbesini aşamayan bir askerî sınıf meydana getiriyorlardı. Geniş bilgi için bk. Ahmed b. Ali el-Kalkaşendî, Subhu’l-a‘şâ fî sınâ‘ati’l-inşâ, I-XV, Kahire 1910-1920, IV, 16, 51; Seyyid Muhammed es-Seyyid, “Evlâdü’n-Nâs”, DİA, XI (1995), s. 525-526; David Ayalon, “Awlâd al-Nâs”, Encyclopaedia of Islam New Edition (EI²), I (1954), s. 76.

[4]Seyfeddin Ebû Bekir b. Abdullah b. Aybek ed-Devâdârî, Kenzü’d-dürer ve câmi‘u’l-gurer, I-IX (nşr. BerndRatke-Edward Badeen-UlrichHaarmann-Hans R. Roemer-Saîd A. Âşûr vd.), Kahire-Beyrut 1960-1994.

[5]İbnü’d-Devâdârî, ed-Dürrü’s-semîn fî ahbâriSeyyidi’l-mürselîn (nşr. Muhammed es-Saîd Cemaleddin), Kahire 1981.

[6] Bk.İbnü’d-Devâdârî, ed-Dürrü’s-semîn, s. 5-53.

[7] Bk.İbnü’d-Devâdârî, ed-Dürrü’s-semîn, s. 53-56.

[8] Bk.İbnü’d-Devâdârî, ed-Dürrü’s-semîn, s. 9.

[9]Ebû Abdullah Şemseddin Muhammed İbnKayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-me‘âd fî hedyi hayri’l-‘ibâd (nşr. Şuayb el-Arnaût-Abdülkadir el-Arnaût), I-V, Beyrut 1981.

[10] Bk. Mehmet Efendioğlu, “Zâdü’l-Meâd”, DİA, XLIV (2014), s. 63.

[11]Ebû Abdullah Alâeddin Moğultay b. Kılıç, el-İşâre ilâ sîreti’l-Mustafâ ve âsâri (târîhi) men ba‘dehûmine’l-hulefâ(nşr. M. Nizameddin el-Füteyyih), Dımaşk 1996.

[12]İbnKesîr, el-Fusûl fî (ihtisâri) sîreti’r-Resûl(nşr. Muhammed el-Îdel-Hatrâvî-MuhyiddinMüstû), Dımaşk 1992.

[13] Bk. İbnKesîr, el-Fusûl, s. 21 (nâşir mukaddimesi).

[14] Eser için bk. H. Yunus Apaydın, “İbnHazm”, DİA, XX (1999), s. 50.

[15] Bk. İbnKesîr, el-Fusûl, s. 278 vd.

[16] Bk. İbnKesîr, el-Fusûl, s. 292 vd.

[17]Sa‘deddin İbrahim İbnHabîb el-Halebî, el-Muktefâminsîreti’l-Mustafâ(nşr. M. Muhammed Hüseyin ez-Zehebî), Kahire 1996.

[18]İbnHabîb, en-Necmü’s-sâkıb fî eşrefi’l-menâkıb(nşr. M. Muhammed Hüseyin ez-Zehebî), Kahire 1996.

[19]TakıyyüddinAhmed b. Ali el-Makrîzî, İmtâu‘l-esmâ‘ bimâli’n-Nebiyymine’l-ahvâl ve’l-emvâlve’l-hafedeve’l-metâ‘ (nşr. Muhammed Abdülhamid en-Nümeysî), I-XV, Beyrut 1999.

[20] Bk. Osman Cengiz, Makrîzî’ninİmtâu’l-Esmâ İsimli Eseri (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi SBE, İstanbul 2010, s. 67 vd.

[21]Ebü’l-Abbâs ŞihabeddinAhmed b. Muhammed el-Kastallânî, el-Mevâhibü’l-ledünniyyebi’l-minâhi’l-Muhammediyye(nşr. Salih Ahmed eş-Şâmî), I-IV, Beyrut 1991.

[22] Bk. Hüseyin Algül, “el-Mevâhibü’l-ledünniyye”, DİA, XXIX (2004), s. 421.

[23]Safedî ve eserleri hakkında bk. Safedî, A‘yânü’l-asr ve a‘vânü’n-nasr (nşr. Ali EbûZeydv.dğr.), I-VI, Beyrut-Dımaşk 1998, I, 7-32 (nâşir mukaddimesi); TaceddînAbdülvehhab es-Sübkî, Tabakâtüş-Şâfi‘iyyetil-kübrâ(nşr. Mahmud Muhammed et-Tanâhî, Abdülfettah Muhammed el-Hulv), I-X, Kahire 1964, X, 5-32; Ebü’l-FazlŞihabeddinAhmed b. Ali İbn Hacer el-Askalânî, ed-Dürerü’l-kâmine fî a’yâni’l-mieti’s-sâmine (nşr. Abdülvâris Muhammed Ali), I-IV, Beyrut 1997, II, 49-50;Ebü’l-MehâsinCemaleddin Yusuf İbnTağriberdî, el-Menhelü’s-sâfîve’l-müstevfîba‘de’l-Vâfî(nşr. Muhammed M. Emin-Nebîl Muhammed Abdülaziz), I-XII, Kahire 1984-2006, V, 241-257; Şâkir Mustafa, et-Târîhu’l-‘Arabî ve’l-müerrihûn, I-IV, Beyrut 1983-1990, IV, 76-80; İsmail Durmuş, es-Safedi, Hayatı, Eserleri ve Gavâmızu’s-Sıhah’ı(Basılmamış Doçentlik Tezi), 1994, s. 1-97; a.mlf., “Safedî”, DİA, XXXV (2008), s. 447-450.

[24]Salâhaddin Halil b. Aybek es-Safedî, Kitâbü’l-Vâfîbi’l-Vefeyât (nşr. HelmutRitter, SvenDederingv.dğr.), I-XXX, Wiesbaden-Beyrut 1962-2004.

[25]Ebü’l-Abbâs Ahmed b. Muhammed İbnHallikân, Vefeyâtü’l-a‘yân ve enbâüebnâi’z-zamân (nşr. İhsan Abbâs), I-VIII, Beyrut 1978.

[26]Safedî, A‘yânü’l-asr ve a‘vânü’n-nasr (nşr. Ali EbûZeydv.dğr.), I-VI, Beyrut-Dımaşk 1998.

[27] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 98.

[28] Bk. Safedî, el-Vâfî, V, 293 vd.

[29] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 2-55.

[30] Bk. Safedî, el-Vâfî, IV, 353-374.

[31] Bk. Safedî, el-Vâfî, IV, 366.

[32] Bk. Safedî, el-Vâfî, X, 420-435.

[33] Bk. Safedî, el-Vâfî, X, 428-432.

[34]Safedî, Tuhfetüzevi’l-elbâb fî men hakeme bi-Dımaşkmine’l-hulefâve’l-mülûk ve’n-nüvvâb(nşr. İhsan B. S. Hulûsî-Züheyr H. es-Samsâm), I-II, Dımaşk 1991-1992.

[35] Bk. Safedî, el-Vâfî, IX, 326-335.

[36] Bk. Safedî, el-Vâfî, IX, 330.

[37] Bk. Safedî, el-Vâfî, IX, 335.

[38] Bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, V, 431-432.

[39] Örnek olarak bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, I, 633, IV, 141-142.

[40] Bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, II, 680-681.

[41] Bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, I, 630-634; krş. Safedî, el-Vâfî, IX, 431-433.

[42] Bk. Safedî, el-Vâfî, VIII, 356-358.

[43] Bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, I, 466-476.

[44]Safedî ve eserleri hakkında bk. Safedî, A‘yânü’l-asr, I, 7-32 (nâşir mukaddimesi); Şâkir Mustafa, et-Târîhu’l-‘Arabî ve’l-müerrihûn, IV, 76-80.

[45] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57.

[46] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57.

[47] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 58.

[48] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59.

[49] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57, 58, 59, 61, 62, 70.

[50] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59, 61, 62-63, 64, 67, 68, 70, 78, 81-82,

[51] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59.

[52] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 63, 70.

[53] Hayatı hakkında bk. Safedî, el-Vâfî, XXV, 301-361.

[54] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60.

[55] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 62.

[56] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 63.

[57] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89, 90

[58] Eser için bk. M. Yaşar Kandemir, “İbnSeyyidünnâs”, DİA, XX (1999), s. 318.

[59] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 93.

[60] Eser için bk. Tayyar Altıkulaç, “Sehâvî, Alemüddin”, DİA, XXXVI (2009), s. 312-313.

[61] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 62.

[62] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 65.

[63] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 75.

[64] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56.

[65] Eser için bk. Yusuf Şevki Yavuz-Casim Avcı, “İbnü’l-Cevzî, Ebü’l-Ferec”, DİA, XX, 545.

[66] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 81-82.

[67] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 80.

[68] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 82.

[69] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57.

[70] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59.

[71] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 80, 81.

[72] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 81

[73] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 82.

[74] Bu eser için bk. Apaydın, “İbnHazm”, s. 50.

[75] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 78.

[76] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 82.

[77] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59.

[78]Ebû Muhammed Abdülganî el-Cemmâ‘îlî, Sîretü’n-Nebî ve sîretüashâbihi’l-‘aşere (nşr. Halid Abdurrahman b. Hamd es-Şâyi‘), Riyad 1424.

[79] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56.

[80] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60.

[81] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 61.

[82] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 78.

[83] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 79.

[84] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 82-83.

[85] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 55-56.

[86] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56-61.

[87] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56.

[88] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59-60.

[89] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60-61.

[90] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 61.

[91] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 61-62.

[92] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 62.

[93] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 62-63.

[94] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 63-66.

[95] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 66-70.

[96] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 70-75.

[97] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 70.

[98] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 75.

[99] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 76-77.

[100] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 78.

[101] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 79-81.

[102] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 81-82.

[103] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 82-83.

[104]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 83.

[105]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 84.

[106]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 84-85.

[107]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 85-87.

[108]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 87.

[109]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 87.

[110]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 87-88.

[111]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 88.

[112]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[113]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[114]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[115]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[116]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 90-91.

[117]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 91-92.

[118]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 93.

[119] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 93-94.

[120] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 94-98.

[121] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[122] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[123] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 89.

[124] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57.

[125] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 57-58.

[126] Örnekler için bk. Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60, 62, 63, 64, 71, 74, 75, 92, 94.

[127] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56.

[128] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 56.

[129] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 58, 60, 62, 75, 81, 87, 90, 91,

[130] Bk. İbnİshâk, Sîretüİbnİshâk(nşr. Muhammed Hamidullah), Konya 1981, s. 1.

[131] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 58.

[132] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 81.

[133] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 58.

[134]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 58.

[135]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 59.

[136]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60.

[137]Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 60.

[138] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 75-78.

[139] Bk. Safedî, el-Vâfî, I, 78.

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017