Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

PROF. DR. ADEM APAK*

 

1. İslâm İlimler Geleneği ve Siyer

 

Peygamberler, beşeriyetin başlangıcından itibaren Yüce Allah tarafından insanlara hidayet rehberi olarak görevlendirilmiş seçkin kullardır. Onlar en güzel ahlâk ile donatılarak insanlığa örnek olarak sunulmuş ve kendilerine tabi olunması istenmiştir. İlk insan Hz. Âdem (as) ile başlayan bu risâlet zinciri, son peygamber Âlemlere rahmet olarak gönderilmiş bulunan Hz. Muhammed (sav) ile tamamlanmıştır.  Binaenaleyh ondan sonra başka ilahî elçi gönderilmeyecektir. Dolayısıyla Son Elçi, insanlığın hidayeti ve kurtuluşu için tek umut, son şansıdır. Allah Rasûlü’nün (sav) insanlığa yol göstericiliğinin devamı ise ancak onun en doğru şekilde tanınması, insanlara tanıtılması, daha sonra da bütün bir hayat için örnek alınmasıyla mümkün olacaktır. Geleneksel islâmi ilimler arasında bu görevi ifa edecek en önemli disiplin ise siyerdir.    

 

Şüphesiz Tarih boyunca Hz. Muhammed’in (sav) insanlığa tanıtılması gayesiyle çeşitli coğrafya, kültür ve dönemlerde farklı tasavvurlar ve sunumlar geliştirilmiş, bunun sonucunda muazzam bir literatür meydana getirilmiştir. Öyle ki, tarih boyunca dünyada Hz. Peygamber (sav) kadar hakkında eser yazılmış başka bir insan yoktur. Bu tür çalışmalar günümüzde de artarak devam etmektedir. Zira Rasûlüllah’ın (sav) hayatını öğrenme, anlama ve onu örnek alma ihtiyacı hiçbir zaman sona ermeyecektir. Zamanın ve şartların değişmesiyle birlikte insanların anlayışları ve dünya görüşlerinin de farklılık arz ettiği dikkate alındığında bu değişimleri doğru olarak algılamak suretiyle asrımız insanına Allah Rasûlü’nü (sav) örnek sunulabilecek bir anlayışla tanıtmak Müslüman âlimlerin öncelikli görevleridir.  Âlimlerin bu faaliyetlerini sağlıklı ve başarılı bir şekilde gerçekleştirmeleri ise ancak diğer İslami ilimler ve bu ilimlerin metodlarından yeterince istifade etmek suretiyle siyer yazmalarıyla mümkün olacaktır. 

 

2. Siyer’in Hadis ve Tarihin Alt Şubesi Olarak Değerlendirilmesinin Sıhhati

 

İlimlerden herhangi bir diğerinin alt birimi veya yardımcı unsuru olduğu hususu tarih boyunca ilim adamları tarafından tartışılagelmiş, bazen de ilim asabiyetiyle her disiplin mensubu kendi disiplinini öne ve merkeze alarak ilimler tasnifi gerçekleştirmeye çalışmıştır. Bunların büyük bir kısmının subjektif değerlendirmeler taşıdığı aşikardır. Bundan dolayıdır ki ilikler arasında dikey bir hiyerarşi tasnifinden ziyade yatay ilişkiler düzeninin esas alınması gerekir. Siyerin hadis ve tarihle ilişkisine de bu gözle bakmak yerinde olacaktır. Siyerin en fazla istifade ettiği alanların başında hadis ilmi gelir. Kaldı ki ilk siyer ve meğazi müellifleri hadisçilerdir. Başka bir ifadeyle hadis rivayetiyle meşgul olan ilk ulemanın bir kısmı daha sonra siyer rivayetlerine yoğunlaşmış ve siyer alimi olarak nitelendirilmişlerdir. Rivayet metodları hemen hemen aynı olmak üzere bu iki ilim mensuplarının genelde yoğunlaştığı konu farkı sebebiyle branş farklılığı ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı siyerin hadis alanının bir alt birini olduğu iddası kanaatimizce geçersiz ve temelsizdir. Bununla birlikte tarih disiplinini gelen ve geniş bir disiplin kabul edersek, siyeri de tarihin içindeki bir döneme tekabül etmesi sebebiyle tarihin bir alt şubesi değil, ancak genel tarih çizgisinin bir safhası olarak değerlendirmek mümkündür. Binaenaleyh siyer yatay ilimler düzeninde hadis ile tarihin arasında, her ikisiyle de gerek metod, gerekse muhteva ortaklığı taşıyan bir ilim olarak karşımıza çıkar. Şüphesiz siyer ilmi yol alırken, mezkur iki disiplinin de metod ve bilgi kaynaklarından istifade etmeli, ne salt bir hadis rivayeti, ne de salt bir tarih rivayeti şeklinde görülmemelidir. Şüphesiz bu teklifimizin son derece zor bir pozisyon ve misyon olduğunun farkındayız. Herşeyden önce bu misyonu ifa edebilmek hem hadis, hem de tarih metodojisi ve vukufiyeti iktiza etmektedir. Bu da siyerle meşgul olan araştırmacının mesuliyetini daha da artırmaktadır.

 

3. İnderdisipliner Yaklaşım Olarak Siyer

 

            3.1. Siyer ve Kur’ân

 

Hz. Peygamber’in (sav) doğru anlaşılması hususunda öncelikli adım, onun hayatının sahih bilgilerden istifadeyle ortaya konulmasıdır. Bu hususta ilk müracaat kaynağı şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’dir. Zira Kur’ân’da Hz. Peygamber (sav) dönemindeki savaşlar, yapılan antlaşmalar, Yahudi-Hıristiyan ve münafıklarla ilişkiler, Allah Rasûlü’nün (sav) muhatabı olduğu ilahî uyarılar gibi benzer konularla ilgili bilgiler yer alır. Ayrıca Kur'ân’da, zamanımızda muhtelif tarih ilimlerinin konularına örnek ve esas teşkil eden mevzular da bulmak mümkündür. İlahi Kitap’ta biyografi, monografi türüne örnek ola­rak Hz. Âdem, Hz. İbrahim, Hz. Mûsâ ve Hz. Muhammed (sav) gibi peygamberlere dair verilen hal tercümeleri zikredilebilir. Nitekim Kur’ân’da adı geçen peygamberlerden her birinin hayatı (sîre) hakkında muhtasar bilgiler bulunur. Peygam­berler ile onların verdikleri mücadeleler, çeşitli kavimler, milletler ve sosyo-politik yapıları, ahlâkî anlayışları, inanç esasları, başarıları ve yenilgileri; zâlim ve âdil hükümdarlar ile onların icraatları örnekleriyle anlatılır. Kur’ân bu şekilde bir yandan tarihi malumat sunmakta, bir yandan da öğreni­lenlerden ders alınmasını emretmektedir. Örnek vermek gerekirse Kur'ân, Âd, Semûd ve Medyen kavimlerinden, kendilerine gönderilen peygamberlere muamelelerinden, onların mutî ve âsi olanlarından, yaşayışlarından, medeniyetlerinden ve nihayet akıbetlerinden söz eder. Aynı şekilde onların Lût ve Sâlih peygamberlerle olan mücadelelerini ve helâklerine sebep olan hâdiseleri anlatır. İslâm tarihi boyunca zamanla oluşan Siyer, Megâzî ve Kısas-ı En­biyâ türlerinden yazılmış eserlerin esasını bu bilgiler teşkil eder. Bu bilgilere istinaden Müslüman âlimler, Kur'ân'da mevcut bulunan bu öz malûmatı elde ettikleri değişik kaynaklı haberler ve rivayetlerle destekleyip genişletmek suretiyle Siyer, Megâzî, Kısas-ı Enbiyâ türünden yeni ve muhtevalı eserler meydana getirmişlerdir. Siyer söz konusu olduğunda en mühim ve ilk müracaat kaynağı şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’dir. Binaenaleyh sadece gerçekliklerinde şüpheye mahal olmayan türden olan Kur’ânî veriler yardımıyla Hz. Muhammed (sav) hakkında, onun nasıl bir kişilik olduğu ve hasımlarıyla nasıl mücadele ettiğiyle alâkalı doğrudan fikir sahibi olmamız mümkündür. Ayrıca unutmamak gerekir ki, Hz. Peygamber’i (sav) en iyi öğrenebileceğimiz kaynak, onu peygamber olarak seçen ilâhî kaynaktır. Çünkü Allah Rasûlü (sav) Kur’ân'a rağmen veya onun emri dışında hareket etmemiştir.

 

Kur’ân İslâm tarihi araştırmacıları için sadece peygamberlik dönemi değil, aynı zamanda câhiliyye çağına en yakın yazılı vesikadır. Zira bilhassa ilk inen âyetlerde Arapların geçmiş dönem tarihleri ve geleneklerine çokça atıf yapılmıştır. İslâm tarihinin baş kaynağı şüphesiz Kur’ân-ı Kerim olmakla birlikte, bu kitapta geçmiş ümmetlerin ancak çok az kısmından bahsedilir. Zira Kur’ân bir tarih ve haberler kitabı değildir. Burada anlatılan kıssaların asıl hedefi ise tarih malumatı vermek değil, insanlık düşüncesini yükseltmek, muhatabı devamlı olarak karşılıklı sorular sormaya sevketmek, sürekli hakkı araştırmak, akıl sahiplerini doğru yola ulaştırmak için insanlığın tecrübe hulasasını takdim etmek, nihayet tarih hareketinin geçmişini, geleceğini, şimdiki zamanını kuşatan Allah’ın sonsuz ilmine işaret etmektir.

 

            3.2. Siyer ve Hadis

 

İslâm Peygamberi’nin (sav) hayatının ve kişiliğinin tüm yönleri ve yaşadığı muhitin sosyo-kültürel yapısı hakkında malumat ihtiva eden ikinci temel kaynak bizzat kendisinden rivayet edilen hadisler, başka bir ifadeyle onun söz, fiil ve takrirlerini içine alan Sünnet’tir. Bu kaynaktan en iyi şekilde istifade edilebilmesi için hadislerin rivayet ve dirayet tenkidine tabi tutulmasının yanı sıra, muhtevasının da Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin ışığında yeniden değerlendirilmesi zarurîdir. Çünkü Hz. Peygamber (sav) sonrası İslâm tarihi sürecinde siyasî veya dinî sebeplerle pek çok zayıf hadis, delil olarak kullanılmış, hatta muhtelif itikadî-siyasî gruplar kendi görüşlerini desteklemek amacıyla pek çok hadis uydurmuşlardır.

 

Hz. Peygamber (sav), başlangıçta vahiyle karıştırılması endişesiyle hadislerin yazılmasına izin vermemiş, ancak bu ihtimal ortadan kalktıktan sonra hadislerin kaydedilmesine ruhsat çıkmıştır. Nitekim sahâbeden Abdullah b. Amr b. el-Âs (H.65/M.685), Allah Rasûlü’nden (sav) aldığı izinle es-Sahîfetü’s-Sâdıka adını verdiği bir hadis risâlesi kaleme almıştır. Daha sonra Ebû Hüreyre (H.58/M.678), Enes b. Mâlik (M.91/M.709), Abdullah b. Abbâs (H.68/M.687) da hadis yazımına başlamışlardır. Hadislerde Hz. Peygamber’in (sav) hayatının tüm yönleriyle ilgili bilgiler, kısacası savaş ve barış zamanındaki tüm ayrıntılar bulunmaktadır. Hadis kaynaklarının en başta gelenleri İmam Mâlik’in (H.179/ M.975) Muvatta’ı, Ahmed b. Hanbel’in (H.241/M.855) Müsned’i, Dârimî’nin (H.255/M.868) Sünen’i, Buhârî’nin (H.256/M.870) Sahih’i, Müslim’in (H.276/M.889)Sahih’i, Ebû Dâvûd (H.275/M.889), Tirmizî (H.279/M.892) ve Nesaî’nin (H.303/M.915) Sünen’leridir.

 

            3.3. Siyer ve Diğer İlimler

 

Kur’ân’da zikredilen konuları açıklamak, teşbih, istiâre gibi kapalı kavramları izah etmek veyahut Kur’ân ahkâmını ortaya koymak amacıyla yazılan tefsir kitapları da tarihe kaynaklık ederler. Tarihçiler için bunların en meşhuru, kendisi de aynı zamanda bir tarih bilgini olan Ebû Cafer Muhammed b. Cerîr et-Taberî‘nin (H.310/M.963) Tefsîrü’t-Taberî ismiyle şöhret bulan Câmiu’l-Beyân an Te’vîli Âyi’l-Kur’ân isimli eseridir. Esbâb-ı Nüzûl (âyet ve sûrelerden her birinin nâzil olduğu zamanda inişine vesile olan sebeplerden) ve Nâsih ve Mensûh (hükmün geçersiz olması sebebiyle neshedilen ve bunların yerine geçen âyetlerden bahseden eserler) çalışmaları da tefsir külliyaytı içinde sayılır. Bunlar da siyerin kaynaklarındandır.

 

İslâm tarihinin konuları içinde yer alan İslâm öncesi dönemin esas kaynaklarının başında câhiliyye devri eserleri gelir. Câhiliyye edebiyatının çoğu kaybolmuş, ardından birçok kişi bir şiir veya sözü sahibinden başkasına nisbet ederek, ya da şair ve nesir yazıcılarının dilinden bir şeyler uydurarak câhiliyye edebiyatına ilaveler yapmıştır. Buna rağmen câhiliyye şiiri tarih için mühim bir kaynak olma hususiyetini kaybetmez. Mufaddal b. ed-Dabbî’nin (H.170/M.786) el-Mufadda­leyyât, el-Asmaî’nin (H.216/M.831) el-Asmaiyyât, Ebû Temmâm’ın (H.231/M.844) Dîvânü’l-Hamâse’si bu bahiste zikredilebilir.

 

Siyer öncesi tarihi içine alan Câhiliyye dönemi hayatı ana kaynakları arasında lugat kitapları da bulunur. Arap dili sözlüğü, dilsel ifadelerin anlamları yanında coğrafî, tarihî, ilmî, amelî ve bediî bilgiler de ihtiva ederler. Bundan dolayıdır ki Arapça sözlükler, dönemleri için mühim kaynaklardır. Büyük Arap kâmusları olan İbn Manzur’un (H.771/M.1369) Lisânu’l-Arab’ı, Firuzabâdî’nin (H.817/M.1415) el-Kâmûsu’l-Muhît’i ve Murtazâ ez-Zebîdî’nin (H.1205/M.1790) Tâcu’l-Arûs’u en fazla müracaat edilen sözlüklerdir.

 

Siyerin mühim kaynaklarından biri de coğrafya ve tarih kitaplarıdır. Hemdânî’nin (H.334/M.9045) Sıfatu Cezîreti’l-Arab, Makdisî’nin (H.390/M.1000) Ahsenü’t-Tekâsim’i, Bekrî’nin (H.487/M.1094) Mu’cem Ma’sta’cem, Yâkût el-Hamevî’nin (H.626/M.1229) Mu’cemu’l-Buldân’ı başta gelen coğrafya kitaplarıdır. Mu’cemu’l-Buldân aslında çoğunluğu coğrafyaya ait bilgiler içeren bir ansiklopedi olmakla birlikte, içinde tarih ve edebiyata dair bilgiler, kültür ve medeniyete ilişkin değerlendirmeler de mevcuttur.

 

Siyerin ehemmiyet arzeden kaynaklarından biri de edebiyat eserleridir. İbn Kuteybe’nin (H.276/M.889) Uyûnu’l-Ahbâr’ı Ebu’l-Ferec el-Isfahâ­nî’nin (H.357/M.967) Kitabu’l-Eğânî’si ve Şihâbuddin en-Nuveyrî’nin (H.733/M.1332) Nihayetü’l-Ereb fî Funûni’l-Arab’ı Arap hayatının edebî ve ictimaî perspektiften tasvir eden edebiyat kitaplarının en önemlileridir. Merzubânî’nin (H.368/M.979) Mu’cemu’ş-Şuarâ’sı, İbn Sellâm el-Cümahî’nin (H.231/M.846) Tabakatu Fuhûli’ş-Şuarâ’sı, İbn Kuteybe’nin eş-Şi’r ve’ş-Şuarâ’sı ve Câhız’ın (H.255/M.868) el-Beyân ve’t-Tebyîn ile el-Hayevân’ı da bu tür eserlere ilave edilebilir.

 

7. Siyer Araştırmalarının Disipline Edilmesi/Profesyonelleşme Bağlamında Siyer İlmi

 

Hz. Peygamber’in (sav) günümüz insanına tanıtılması ve onun doğru bir şekilde anlaşılması konusunda atılması gereken adımlardan biri de her insanın anlayabileceği şekilde nitelikli siyer eserlerinin neşredilmesidir. Bunun yolu ise kanaatimizce siyer alanının mütehassısı konumundaki ilim adamlarının araştırma ve emek mahsulü, nitelikli kitaplar kaleme almalarıdır. Üstelik yayımlanacak bu eserler sadece Müslümanlara hitap etmemeli, bunun ötesinde, başka din ve kültür mensuplarıyla da buluşabilecek bir metod ve muhteva ile sunulmalıdır. Bilhassa inanç kültürlerinde “Yaratıcı” ve “Peygamberlik” itikadı bulunan toplumlara Hz. Peygamber’in (sav) ve onun evrensel mesajının sunulması ancak bu tür ciddî adımlarla mümkün olur. Şayet bu mühim ve aslî görev ihmal edilir, sadece içe dönük, üstelik populist ve hissî sâiklerle siyer yazılmaya ve salt roman-şiir gibi edebî formlarda peygamber takdimi yapılmaya devam edilirse, bütün insanlık ve özellikle de ülkemiz aydınları Hz. Muhammed’i (sav) bu kitaplardan değil, sadece müsteşriklerin eserlerinden ve onların önyargılı peygamber tasavvurlarından tanımaya devam edeceklerdir. Bu sebeple Batılıların yazmış oldukları kitaplardaki hatalı ve art niyetli bilgilere cevap yetiştirmeye çalışmak yerine, samimiyet ve gayretle son peygamberi bütün insanlığa tanımak Müslüman araştırmacıların öncelikli görevidir.

İslâm dinin mübelliği Hz. Muhammed (sav) her yönü ile insan bir peygamberdir. Her insan gibi o da belli bir ömür sürmüş, risâlet görevini tamamlamış ve yine ölümlü her beşer gibi Rabbine dönmüştür. Doğumundan ölümüne değin hayatının bütün boyutları, sözleri, davranışları, şahsiyeti, ahlâkı ashabın gayreti ile tespit edilmiş, daha sonra da Müslüman âlimler tarafından günümüze kadar ulaştırılmıştır. Allah Rasülü’nün (sav) söz ve davranışlarının doğru olarak tespit edilmesi için Müslümanların geliştirdikleri rivayet ve senet sistemi başka bir millet ve dinin tarihi ve kültüründe mevcut değildir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in (sav) tanınması ve tanıtılması için Müslümanlar muazzam bir bilgi hazinesine sahiptirler. Ancak bu bilgiler arasına zamanla ve çeşitli sebeplerle eksik, hatta hatalı bir kısım malumat da karışmıştır. Rasûl-i Ekrem’in (sav) asrın idrakine en gerçek ve örnek alınacak bir şekilde sunulabilmesi için bu hazinenin yeniden gözden geçirilip asıl ile sonradan eklenen kısımlarının tefrik edilmesine, bu bahiste ehem ile mühimin tespitine şiddetle ihtiyaç vardır. Samimiyet, sabır, gayret ve cesaretle bu görev/hizmet gerçekleştirildiği takdirde, son peygamber manen aramızda yaşamaya devam edecek ve onun eşsiz örnekliği Müslümanların kurtuluşuna ve bütün insanlığın hidayetine vesile olacaktır. Unutmamak gerekir ki, insanlığın Hakk’a ve gerçeğe ulaşmak için tek ve son şansı Hz. Peygamber’in (sav) evrensel mesajlarıdır.                                                                                                                    

 


* Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


PROF.DR.ÂDEM APAK