Beşer ve Tebliğci Olarak Hz. Muhammed ﷺ

Beşer ve Tebliğci Olarak Hz. Muhammed ﷺ

                                                    Beşer ve Tebliğci Olarak Hz. Muhammed

Prof. Dr. Gürbüz Deniz

Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi

          Kur’an-ı Kerim; Hz.Peygamber’i, yaşadığı hayat cihetiyle tebliğci bir beşer olarak anlatmakta ve adlandırmaktadır. Bir tebliğcinin yani Müslüman bir insanın nasıl olması gerektiğini; kendisini nasıl yetiştirdiği ve ilahî buyruklar doğrultusunda nasıl yetiştirildiği, birçok hikmetiyle birlikte Kelam-ı Kadim’de beyan edilmektedir. Hz. Peygamber, insan olmanın inceliklerini tecrübe edip yaşamış olsa da, Kur’an’ın eğitimi; kendisine çok daha ince bir hakikati öğretmiştir. Mesajı herkese duyurmak konusunda,  büyük bir azim ve dikkat sahibi olmuş, yanına arınmak için âmâ bir kimse geldiğinde, o kişinin varlığını önemsemesi gerektiğini hatırlatan bir Kur’an ahlakı sonuna kadarkendisine telkin edilmiştir.  İlahî mesajın inceliği, Hz.Muhammed’in nezaketiyle buluştuğunda, herkesin hayranlık duyacağı/duyduğu bir insan peygamberin hikâyesi ortaya çıkmaktadır. Kur’an’ın ifadesiyle, Hz.Peygamber’in bu bağlamda diğer insanlardan en önemli farkı; Allah’tan vahiy alan bir insan olması ve bu vahyin öğretileri doğrultusunda hayatını tanzim etmesidir.

         Kur’an, Hz.Muhammed’in de diğer insanlar gibi doğrularının ve yanlışlarının olduğunu dile getirmektedir. Ancak doğruları hayatını kuşatacak düzeyde çoktur. Çünkü ona hem Cebrail aracılığı ile vahiy verilmekte ve hem de yanlış yapmadan önce ve yanlış yaptıktan sonra uyarılar yapılmıştır.

Resul; kendisine vahyedilen ilahî bilgiyi bir değişikliğe uğratmadan, ona her hangi bir şey katmadan, tebliğde bulunmuş, kendisine tabi olanlara hidayet yolunu göstermiştir.Ayrıca onlara müjdeler vererek, dosdoğru yol üzere (sırat-i müstakim üzere) olmalarını temin etmiştir.   Bu mevzuda kendisine gelen vahyi olduğu gibi tebliğ etmediği takdirde, çok şiddetli azaba muhatap olacağı Kur’an’da müteaddit defalar dile getirilmiştir.[1]

Kur’an’da anlatılan Hz. Muhammed ile tarihî süreç içerisinde şekillenen Muhammed arasında azımsanmayacak farklar, yaklaşımlar bulunmaktadır. En önemli fark, Kur’an’da tanıtılan Hz. Muhammed’in beşerî özelliklerinin ön planda olduğu, tarih içinde şekillenen Muhammed’in ise fazlaca beşer üstü niteliklere sahip olmasıdır.

Kur’an’ın bize insan olarak takdim ettiği Hz. Muhammed, bizim gibi insanî özellikleri üzerinde taşımasından dolayı bize her yönüyle benzemekte biz de ona benzemekteyiz. Onunla olan ortak paydalarımız daha fazla olduğu için, O’nu kendimize daha yakın hissediyor, daha çok seviyoruz. O, sevilen, seven, üzülen, heveslenen ve bu heveslerinden de bazen pişman olabilmeyi başarandır. Bazen korkan ve bazen de inançları uğruna canını ortaya koyan yiğit bir adamdır.Her şeyi hallolmuş biri olmadığı gibi, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, gelecek endişesi ve korkusu taşımayan biri de değildir. O kelimenin tam manası ile bize benzeyen “hazainsan”dır. Ancak diğer Muhammed, kendisine ulaşılması, kendisine benzenilmesi ya da örnek alınması zor bir Muhammed’dir. Bu ikinci tarzda şekillenen Muhammed örnekliği, İslam’ın yanlış anlaşılmasına ve zaman zaman da mecrasından sapmasına neden olmuştur.

Kur’an’daki Hz. Muhammed (s.)’i anlamaya çalıştıkça şunu görüyoruz; tarihî süreçte siyer ve hadislerdeki hayatı ve sözleri bazen yanlış yorumlanarak, istismar edilmiş ve kendisi yarı-tanrı haline getirilmiştir.  Bize göre; bu istismarın sebeplerinden en önemlisi; Kur’an’da anlatılan Hz. Muhammed’in gereğince bilinmemesi,bilinmeye konu edinilmemesi veyanlış yorumlanmasıdır.Hurafeci hatip ve vaizlerin çok şey anlatmak için Peygambere mistik pek çok hikâye ve menkıbeleri de ayrıca peygamberi beşer üstü bir konuma getirmiştir.Başka bir sebep, Müslümanların, Hristiyanlarla, -özellikle hicri ikinci ve üçüncü asırlardaki, karşılaşmalarında onların Hz.İsa’yı tanrı ya da yarı tanrı görmeleri, Müslümanlar arasında da Hz. Peygamber’i yüceltmek adına birileri bir asabiyet/ırkçılık ortaya çıkarmış ve Hz. Peygamber bu insan üstü İsa’ya benzetilmeye çalışılmıştır.

Şu da bilinen bir husustur ki;bazı imam, başkan ve cemaat liderlerinin yüceltilmiş ve insanüstü yapılmış bir Nebi anlayışı üzerinden, kendilerinin de Nebi gibi yüceltilmelerini ve sorgulanamaz birer imam/lider olmalarını istemeleri,Hz. Peygamber’in doğru anlaşılmasına engel teşkil etmiştir. Bundan dolayı da –kasıtlı ya da iyi niyetle- gayri İslamîhayatlar yaşayıp,bunu da Hz. Peygamber’e atfetmeleri çok trajiktir. Buna benzer şekilde yine kadim kültürlerdeki birçok mitolojik şahsiyete de Hz. Peygamber –ne yazık ki- benzetilmeye uğraşılmıştır.[2]

 Kur’an, özellikle Hz. Peygamber’i, zikri geçen bu türden özdeşleştirmelerden korumaktadır. Kur’an’da anlatılan Hz Muhammed ile bazı tarihçinin anlattığı (mitolojik) Muhammed arasındaki fark; yaşamındaki incelikleri keşfedemedikleri Hz. Muhammed’i, kendi zihin dünyalarında kurguladıkları bir tipoloji ile yeniden kurgulamaya uğraşmalarıdır. Kur’an ise sürekli olarak, Hz. Muhammed’in insanî özelliklerinden bahsederek bu türden kurguları reddeder. Kur’an’ın Hz. Muhammed’le ilgili beğenisi de eleştirisi de, onun insanî sınırıyla alakalı uyarılarla sınırlıdır. Hz. Muhammed’i bu şekilde ele almak, aynı imtihan sürecini yaşadığımız gerçeğini düşündüğümüzde, bizi Hz. Muhammed’e daha fazla yaklaştırmaktadır. Kendi insanî varlığımızda gösterdiğimiz zaaflar, Hz. Muhammed’in hayatında ortaya koyduğu kesin iman ve metanetle bizi doğruya yönlendirmektedir.

Kur’an’ı Kerim’den hareketle anlamaya çalıştığımız Hz. Muhammed’in belirgin ve özgün özellikleri şunlardır:

  1. Hz. Muhammed öncelikle, bir insandır. Yani varlığı ve varoluş imkânı bizatihi beşeridir. Bunun böyle anlaşılması gerektiğine hem Kur’an ve hem de Hz. Peygamber’in kendisi işaret etmiştir. Ancak Hz. Muhammed, Mustafa isminin de işaret ettiği üzere biyolojik yapısı ve entelektüel kapasitesi itibariyle yüksek insanî niteliklere sahip bir insandır. Bu anlamıyla klasik geleneğimizde Hz. Peygamber’in özellikleri olarak tesmiye edilen “fetanet sahibi olma” niteliği (yüksek insanî seviye/zekâ), Hira Mağarasını mesken edinmekle sahip olduğu bu yeteneklerini fiili hale getirmektir. Hira Mağarasında yalnız ve sessiz geçirdiği gecelerde ve günlerde, insan olmanın derinliğini bütün zerreleriyle keşfettiğini rahatlıkla iddia edebiliriz. Bu süreç, hayatı konusunda dikkat sahibi bir insanın, vahiyle mükâfaatlandığı bir kavrayış yeteneğiyle nihayete erişmiştir. İnsan kendisini tanıdıkça, insani meselelerin inceliklerini kavrayacağını, onlara vakıf olacağını bütün klasik öğretiler bize söylemektedir. Peygamberimiz bu seviyede durmaktaydı ve rahatlıkla Kur’an mesajının inceliklerini kavrayıp bunu kendi hikâyesinde örnek bir davranışa dönüştürebiliyordu. Bununla beraber, tüm dikkatine rağmen, gündelik hayatının cazibesine kapılma gibi şeyler aklına geldiğinde, bu halleri, vahiyle uyarılarak düzeltilmiştir. Maddî hayatın çok ön planda olduğu bir toplumda, manevî taraflarını geliştirmeye çalışan erdemli bir insan olarak Hz. Muhammed, her zaman insanlığın dikkatini üzerine çekmiştir.
  2. Hz. Peygamber’in diğer insanlardan ve kendisinden önceki peygamberlerden başkaca önemli farklılıkları bulunmakta ve şahsına münhasır özelliği; ona evrensel manada; Allah’ı, insanı ve kâinatı anlamlandıran ilahi vahyin verilmesidir. Hz. Muhammed, son peygamberdir. Kendisinden önce gelen peygamberler içinde, evrensel bir mesajı ilan etmesi açısından, Hz İbrahim’e benzemektedir. İbrahim dışındaki Peygamberlerin davetinin, bölgesel ya da belli bir kavmin özelliklerine uygun bir vahiy diliyle inzal edildiği zımnen bilinmektedir.

Tevrat, Yahudi kavmine hitap ediyordu. İncil, İsa’nın diliyle ilan edilen ve Yahudilerce kaba bir hukuk kitabı haline getirilmiş din kurallarına karşı, iman etmenin salt manevi anlamı üzerine bir ahlak dili kurmuştur. Kur’an vahyi ise, insanlık tarihinin önemli bir aşamasında inmiştir. Kuran, dinî ve felsefî birçok metnin öğreti haline geldiği ve geniş bir coğrafya olan Hint, Mezopotamya ve Akdeniz bölgelerinin yanı başında inmiştir. Kur’an’ın önemli özelliği; -Arap toplumu ümmi bir topluluk olsa da…[3]-  bilmeyi yani okumayı öncelemiş olmasıdır. Kendi çağında Kur’an’ı Kerim, çağın bütün entelektüel anlamı çerçevesinde kendi dilini kurmuştur. Hz. Muhammed, bölgenin kültürel tarihiyle alakalı entelektüel bir bilgiye sahip olmasa da vahyin ona anlattığı hikâyelerin tarihsel boyutlarını anlayabileceği bir insan kavrayışına sahipti. Bu vahiy, peygamberin iradî kazanımı olmayıp tamamen Allah’ın onu seçmesi ve Cebrail vasıtası ile kendisine vahy etmesidir. Vahiy vasıtası ile Allah’la olan bağı; Hz. Peygamber’i sürekli/behemehâl, tabiatında var olan varlık yetkinliklerini ortaya çıkarmaya ve geliştirmeye vesile olmuştur. Kur’an’a bu manada baktığımızda Hz. Peygamberdeki değişim ve kemale doğru olan seyrini rahatlıkla anlayabilmekteyiz ya da anlayabiliriz.

  1. Allah Kuran’da, Hz. Muhammed’in beşeri olan doğal/tabiî yaşamını ilahi bilgiye konu yaparak bize anlatmaktadır. Bu anlatıda Allah, Hz. Peygamber’e “de” diyerek Kur’anî söylemlerin ona ait olmadığını bedahetle hissettirmektedir. Diğer taraftan Hz. Peygamber’i bazı davranışlarında uyarmakta ve hatta tehdit bile etmektedir. Hz. Peygamber’i kendi iç dünyasındaki bazı düşünceleri ve kendisine gizlediği öngörülerini de, Hz. Peygamber’in hoşuna gitsin veya gitmesin, onları yine Hz. Peygamber’evahy ederek kendisinin dilinden tebliğ etmesiyle kendisini ifşa etmektedir. Bu durum; Hz. Peygamber’in hayatı hakkında en açık ve en doğru bilgilerin Kur’an’da bulunduğunu bize göstermektedir. Bu zaviyeden meseleye baktığımızda, Hz. Peygamber’i en iyi ve en sahih şekilde anlayacağımız metnin Kur’an kanaatine varmaktayız.

İslam’ı, imanı, insanı, peygamberi en iyi şekilde bize anlatan Kur’an’dır. Kur’an; Müslümanlığın ve kâinatın anlaşılmasındaki temel esasları insanlığa sunmaktadır. Hz. Peygamber ise bu esasları kendi zamanının imkânları nispetinde/doğrultusunda açıklıyor ve yaşıyordu. Kur’an’daki temel esasları bilen bir müminin, Hz. Peygamber’in açıklamalarına ve yaşadıklarına aklıyla yaklaşabilir imkânlara sahip olması mümkündür. Bu sebeple, İslam’ı ve Peygamberi öncelikle Kur’an’dan hareketle anlamalıyız. Hz. Peygamber’in açıklamalarını ise Kur’an’ı daha doğru ve teferruatlı anlamak için ikinci dereceden bilmemiz lüzumludur. Sünnetin evvel emirdeki işlevi; Kur’an’ın daha iyi anlaşılması ve pratize edilmesi içindir. Kur’an bilinmeden, hadisin bilinmeye çalışılması, her iki kaynağın da işlevini yeterince yerine getirmesine ciddi engeller oluşturmaktadır. Bununla beraber şunu özellikle belirtmek isteriz ki, sünnet asla gereksiz değildir. Bir Müslümanın İslamî pratiği, sünneti yaşamaktan geçer. Ontolojik statüyü ve üstünlüğü belirlemek açısından böyle bir zemini savunmak ve İslam’ı anlamak için bu anlayışın yaygınlaşmasını ön plana almak zorundayız.

  1. Hz. Peygamber asla ve kat’a beşer üstü bir varlık olmayıp ve yine asla ve kat’a Tanrı ya da yarı tanrı konumunda bir kimse değildir. O, vahiy almanın dışında, her insanın kapasitesi nispetinde örnek alabileceği basit,ancak sıradan olmayan özgün bir hayat yaşamıştır. Bu hususta Kur’an şöyle demektedir: “Elbette Allah’ın resulünde sizin için güzel örnekler vardır.”(Ahzab, 33/21) Hz. Peygamber karmaşık, çelişik, tutarsız ve özellikle sebepsiz davranışlarda bulunmaktan azami derecede kaçınmıştır. Bu özelliği; tarihî süreç içerisinde bazı Müslümanlar tarafından göz ardı edilmiştir. Sebeplilik kimliğinden soyutlandırılan Hz. Peygamber, hem örnek alınamaz hayali bir şahsiyet haline getirilmiş ve hem de bazı mistik karakterli şahıslar tarafından istismar konusu edilmiştir. Hz. Peygamber’in tebliğinin başarısı, bu tipten insanlar tarafından -güya sebepsiz kabul edilen -mucizelere indirgenerek, Peygamberin akıl-vahiy özelliği yani kendi özgünlüğü bağlamında ortaya koyduğu kimliği kayba uğramıştır.

Diğer peygamberler de, Kur’an’dan öğrendiğimiz ve bildiğimiz üzere vahye muhatap olmalarına rağmen, öyle veya böyle beşeri bazı zaaflarından dolayı, mucize göstermelerine rağmen, Hz. Muhammed kadar tebliğde başarı elde edememişler. Bu açık ve bilinir duruma rağmen, tarih içinde kimi insanlar Hz. Peygamber’in mucizelerle dolu bir hayatı varmış gibi O’nu diğer peygamberlere benzetme gayreti içine girmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Peygamber’in kendisine hayat düsturu yaptığı ve Kur’an’da da sıklıkla vurgulanan “kişinin sa’yinden/kesbinden başka hiçbir kazanımı ya da özelliği yoktur”[4] şeklindeki hayat ilkesi ihlal edilmiştir. Bu da bize şunu gösteriyor, hak yol üzere olduklarını iddia edenlerin tek başarı yolları; Allah’ın değişmeyen sünneti gereğince inandıkları hayat düsturlarını hayatlarıyla ortaya koymaları ve bu hususlarda gayret içerisinde bulunmalarıdır. Kur’an-i Kerim bu konuda Hz. Peygamber’den sayısız örneklere yer vermektedir.

  1. Yukarıda zikri geçen özelliklerine ek olarak Hz. Peygamber insanî üstün kabiliyetlere sahip şu pratiklere özel önem vermiştir. a) Çok sabırlı bir insan olmayı başarıyla ortaya koymuştur. b) Olduğu gibi görünmüş ve göründüğü gibi davranışta bulunmuştur. c) İstişareye özel ihtimam göstermiştir.[5] Bu mevzuda, eğer vahiy yoksa çoğunluğun fikrine uymuştur. d) Fesahatle konuşan bir mümindir. Ancak onun sözleri ile ilahî kitabın ifadeleri arasında dağlar kadar fark vardır. Kur’an’ı iyi bilen bir mümin bu farkı rahatlıkla tefrik eder.  Bu sebeple Kur’an ile Hz. Peygamber’in sözlerini mukayese etmek abesle iştigaldir. e) Konuşanı dinler, yani herkese ve fikrine değer verirdi. f) Cahiliye döneminde çokça itilen kakılan, kendilerine değer verilmeyen kimsesizlere, yetimlere ve kadınlara özel önem verirdi, ihtimam gösterirdi. g) Şahsiyetinde kibre yol açacak izlenimlere yer vermemiştir. h) Çok mütevazı ve kanaatkâr bir hayat yaşamaya özen göstermiştir. l) Hakka ve özellikle de kul hakkına ihtimam göstermiştir. Bu özellikleriyle insanlara ulaşması kolaylaşmış ve insanlara bu niteliklerinden dolayı güven vermiştir.
  2. Hz. Peygamber’in tebliği süresince, bu dünya hayatında en çok sıkıntı yaşadığı mesele; kendisinin her işini ve fikrini; dürüstçe ve dosdoğru bir şekilde ifade edip gereğince yaşamasından dolayı tepkilerle karşılaşmış olmasıdır. Onu kabul edenler, onun bu dürüst ve açık fikirliliğinden dolayı yanında yer alıyorlardı. Diğerleri, yani peygambere karşı çıkanlar ise, elde ettikleri dünyalıkları ve işgal ettikleri makamlara dürüstlük ve doğruluğun dışındaki yollarla ulaştıklarından, onların bu zihin ve eylem konforunu bozan Hz. Peygamber’e karşı çok şedit davranıyorlardı. Bugün de onların temsilcileri aynı yolu takip etmektedirler. Denildiği üzere; “doğru sarsılır ama düşmez” ilkesi her zaman yaptığı, yapacağı, söylediği ve söyleyeceği meselelerde dosdoğru olan, işine tam odaklanan, yani onun gereklerince işlerini düzenleyen ve dürüst olanların sıkıntı yaşasalar da hedeflerine ulaşmaları sünnetullahtır.
  3. Hz. Muhammed, Peygamberlik görevinden önce nasıl dikkatle insani vazifelerini yerine getirmişse, Peygamberlik sonrasında da aynı dikkati devam ettirerek, üstelik bu sefer, peygamberlik görevinin sorumluluk vazifelerini de yerine getirerek, hayatını sürdürmüştür. Peygamberlik, dünya hayatı içinde çok yüksek bir bilinç halini temsil etmektedir. Aynı zamanda Allah’a karşı yapılmış mutlak bir teslimiyettir.

Hz. Peygamber’i anlatan Mekkî ayetler, Hz. Peygamber’in şahsında ve müminlerin gönlünde; mümince inanma ve yaşama zihniyeti inşa etmektedir. Medenî ayetler ise “Müslümanca nasıl yaşayabilirim?” in düsturlarını muhtevidir. Mümince bir zihniyet kazanılmadıkça, Müslümanca yaşamayı Kur’an, iman adına dikkate almamaktadır.

 


[1]“Eğer o (Muhammed), bazı laflar uydurup bize iftira etseydi,  rtfSndPly*69.45*
elbette onun sağ (elini veya kuvvet)ini alırdık.  rtfSndPly*69.46*
Sonra onun can damarını keserdik.  rtfSndPly*69.47*
Sizden hiç kimse buna engel olamazdı.” (Hakka, 69/44-47) “De ki: "Beni Allah'(ın azabın) dan hiç kimse kurtaramaz ve O’ndan başka sığınacak kimse bulamam. Benim yapabileceğim sadece Allah'tan (bana vahyedilenleri) size duyurmak ve O'nun elçilik görevlerini yerine getirmektir. Artık kim Allah'a ve Elçisine başkaldırırsa, ona içinde sürekli kalacağı cehennem ateşi vardır.” (Cin, 72/22-23) rtfSndPly*72.23*

“Şüphe yok ki Kitabın indirilişi, âlemlerin Rabbi tarafındandır. Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? Hayır, o senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi, doğru yola gelirler umuduyla uyarman için Rabbin tarafından (sana indirilen) gerçektir.” (Secde, 32/2-3)“De ki: "Eğer Allah dileseydi, onu size okumazdım ve onu size hiç bildirmezdim. Ben ondan önce aranızda bir ömür boyu kalmıştım (böyle bir şey yapmamıştım), düşünmüyor musunuz?" (Yunus, 10/16)“Bu Kur'ân, Allah'tan başkası tarafından uydurulacak bir şey değildir. Ancak kendinden öncekinin doğrulaması ve Kitabın açıklamasıdır. Onda asla şüphe yoktur. Âlemlerin Rabbi tarafından(indirilmiş)dır. "Eğer doğru iseniz haydi onun benzeri bir sûre getirin ve Allah'tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın!" (Yunus, (10/37-38) rtfSndPly*10.38*

 “Yoksa: "Allah'a yalan uydurdu" mu diyorlar? Öyle bir durumda Allah, dilese senin kalbine mühür basar; bâtılı mahveder, hakkı sözleriyle yerleştirir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü bilir.” (Şura, 42/24)“Yoksa "Onu uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah'tan gelecek cezaya karşı sizin bana hiçbir yararınız olmaz. O, sizin yaptığınız taşkınlığı daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda O'nun şahit olması yeter. O, bağışlayan, esirgeyendir.” (Ahkaf, 46/8)

[2]Özellikle edebiyatta, halkın algısındaki Hz. Muhammed ile ilgili “Mitolojik Muhammed” için bkz: AnnemarieSchimmel, Hz. Muhammed, Türkçesi: İbrahim Sarıçam, Ankara, 2016,

[3] Kur’an’ın onlar için kullandığı “ümmi” ifadesi, kendilerine ilahi bir kitap inmeyişinden dolayıdır. Zemahşerî, Keşşaf, Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları, 1. baskı, İst. 2016;1/118, 974, İzzet Derveze, et-Tefsîru’l-Hadis, Çev:Komisyon, İstanbul, 2004,  4/338-343,

[4]“Kişinin sa’yinden/ kazanımından başka bir şey yoktur. Ya da insan için ancak sa’yi/kesbi/kazanımı vardır. Necm, 53/39)

[5] Şura, 42/38; Ali İmran, 3/159

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


PROF.DR.GÜRBÜZ DENİZ