Din ve Siyer İstismarının Dünü ve Bugünü

Din ve Siyer İstismarının Dünü ve Bugünü

Din Ve Siyer İstismarının Dünü Ve Bugünü

                                                                                              Muhammed Emin Yıldırım

Siyer Araştırmaları Vakfı

            Allah’a (cc) kulluk için yaratılan insan; suya, ekmeğe ve havaya ihtiyaç duyduğu gibi dine ihtiyaç duyar. Bu fıtrî ihtiyaç, insanın en hassas noktası olduğu için ne yazık ki tarih boyunca istismara da en çok açık alanı da burası olmuştur. Eğer insan bu konuda dikkatli davranmazsa her daim çeşitli mülahazalarla din alanını istismar edenlerin aleti olabilir. Gerek Kur’ân-ı Kerîm, gerekse Hz. Peygamber (sas) onlarca ayet ve hadiste bu istismara karşı inananları uyarır. Özellikle geçmiş ümmetler üzerinden örnekler verilir, kıyamete kadar Allah ile din ile peygamber ile insanların kandırılabileceği hakikati üzerinde durulur.

Kur’ân-ı Kerîm’de Din İstismarı

            Kur’ân-ı Kerîm, birçok ayette önceki ümmetlerin din istismarlarına dikkat çeker ve onların üzerinden çok önemli mesajlar verir. Özellikle onların kendilerine gönderilen vahiyleri tahrif, tebdil, tağyir ve nesiy/unutmalarının altında yatan şeyin istismar olduğunu belirtir.

Örneğin şu ayetlerde bu durumu açıkça müşahade edebilmekteyiz:

“...Oysa ki onlardan bir zümre, Allah’ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.”[1]

“Elleriyle bir kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay onların haline! Ve kazandıklarından ötürü vay onların haline!”[2]

“Allah, kendilerine kitap verilenlerden, ‘Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz’ diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü!”[3]

            Kur’ân-ı Kerîm, din istismarının sembol şahsiyetlerinden birisine isim vermeden dikkat çeker ve çok sert bir üslup ile şöyle der: “Onlara şu adamın haberini de oku: Kendisine ayetlerimizi verdik de onlardan sıyrıldı, çıktı; şeytan onu peşine taktı, böylece azgınlardan oldu. Dileseydik elbette onu o ayetlerle yükseltirdik; fakat o, yere saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu, tıpkı şu köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini sarkıtıp solur, onu bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte ayetlerimizi yalanlayanların durumu budur. Bu kıssayı anlat, belki düşünürler.”[4]

            Birçok müfessirimize göre bu ayette bahsedilen şahıs, Hz. Musa zamanında yaşamış, çok bilgili ve toplum üzerinde etkili bir din adamı olan Belâm b. Bâûrâ’dır. Ancak dünyevi menfaatler uğruna hakikati bile bile saptırmış, dinin birçok emrini kendi şahsi çıkarı için kullanmıştır. [5]

            Kur’ân-ı Kerîm, bu istismarların önüne geçmek için dinin asla bir menfaat aracı olmadığını, her peygamberin dinden konuştuğunu ama asla dinden geçinmediğini tekraren belirmiştir. Sadece ŞuâraSûresi’ne baksak, sırası ile Hz. Nûh’un,[6]Hz. Hûd’un,[7] Hz. Salih’in,[8] Hz. Lût’un[9] ve Hz. Şuayb’ın[10] lisanından şu hakikati duyarız: “Bu tebliğe karşılık sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir.”

            Yine birçok ayette son elçi Hz. Peygamber’in (sas) de bu özelliğine dikkat çekilir:

“İşte, o Peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy! De ki: Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O(Kur’ân), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”[11]

“(Resûlüm!) Yoksa sen onlardan bir karşılık mı istiyorsun? Rabbinin karşılığı daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır.”[12]

Hadis-i Şeriflerde Din İstismarı

            Hz. Peygamber (sas) yaşadığı sade ve gösterişsiz hayatı ile insanlara din kapısının menfaat kapısı olmadığını fiilen gösteriyor ve bu konuda çok titiz davranıyordu. Özellikle Medine döneminde savaşlarda elde edilen ganimetler artıp herkesin geçim standardı artmasına rağmen, hanımlarının ve kızı Hz. Fatıma’nın çok masumane taleplerine bile olumlu yanıt vermeyişi, vefatına kadar da bu hassasiyeti devam ettirmesi gerçekten çok önemlidir.

            O (sas), bir gün ashabını din istismarına karşı şöyle uyaracaktı: “Bir koyun sürüsünün üzerine salıverilen iki aç kurdun bunlara verdiği zarar, kişinin mal ve şeref konusundaki hırsının dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.”[13]

            Hadis külliyatı içerisinde çok önemli bir yeri olan, neredeyse 70 farklı sahâbî tarafından nakledilerek mütevatir derecesine varan meşhur rivayette, Hz. Peygamber (sas) kendi sözlerinin istismara konu edilmemesi yönünde o şiddetli uyarısını yapıyordu. Buyuruyordu ki: “Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.”[14]

            Bu meşhur hadisin sebeb-i vüruduna dair aktarılan bilgi, tam da istismar konusunun anlaşılması adına mühim bir örneği nazarlarımıza verir: “Adamın biri Medine köylerinden birine gitti. ‘Allah Resûlü beni size, filan kadınla evlendirmeniz için gönderdi.’ dedi. Kadının ailesinden biri, ‘Bu adam bize Allah Resûlü’nden (sas) duymadığımız bir şey getirdi. Adamı misafir edip ağırlayın; ben gidip size haber getireyim’ dedi. Bunun üzerine bir elçi Medine’ye Resûlullah’a (sas) gitti ve olayı anlattı. Resûlullah (sas) bunu duyunca çok sinirlendi ve adamın yalancı olduğunu söyledi. Sonra Hz. Ali ile Hz. Zübeyr’i çağırdı ve dedi ki: “Gidin o adamı yakalayın ve adamı öldürün. Ancak yetişeceğinizi sanmıyorum.”  Hz. Ali ile Hz. Zübeyr hemen yola koyulup, o köye doğru gittiler ancak adamı yılan sokmuş ve ölmüştü. Resûlullah’a (sas) dönüp durumu haber verdiler. Resûlullah (sas) bunun üzerine:“Kim benim adıma kasten yalan söylerse cehennemdeki yerine hazırlansın.”buyurdu.”[15]

Hz. Peygamber’in (sas) bu kadar sert ve açık uyarısı olmasına rağmen, ne yazık ki tarih boyunca bazen düşmanların, İslâm’ı içeriden yıkma planlarını yürütme arzularının bir neticesi olarak; bazen dostların, İslâm’a güya hizmet etme arzularının bir sebebi olarak, bazen de fırka, mezheb, meşreb,kabile, kavim ve ailelerini yüceltme arzularının yada şahsi menfaat, manevi nüfuz ve itibar görme arzuları gibi çeşitli saiklerle hadisler uydurulmuştur.

Siyer-i Nebî’nin İstismarı

            Hz. Peygamber’in (sas) kutlu hayatı olan siyer, 40 yıllık nübüvvet öncesi, 23 yıl nübüvvet sürecinin tamamı ile ciddi bir müktesebat olarak elimizde mevcuttur. Kur’ân ve hadislerinde doğru anlaşılmasında başvurulacak en temel kaynak siyer olduğu için her ne kadar bağımsız bir ilim dalı olarak bugüne kadar değerlendirilmese de bu konuda en etkili alanın siyer olduğu ilim erbabının kabul ettiği bir hakikattir. Hal böyle olunca, gerek tarihte, gerek günümüzde yapılan işin meşru olduğunu ispatlamak için hep siyere atıflar yapılmış, söz ve eylemlerin doğruluğunu ispatlamak için yine siyer referans olarak kullanılmıştır.

            Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamber’i (sas) müminlere mutlak manada örnek ve model olarak gösterdiği için [16] tabi olarak her mümin özellikle din adına söyleyeceği ve yapacağı işlerde, Hz. Peygamber’in (sas) ya hadislerini veyahut hayatından bir tabloyu delil olarak göstermek zorunluluğu duymuştur.

Mesela, Hz. Hüseyin’in intikamını almak amacıyla ayaklanan, yalancılığı ve zulümleri ile bilinen Muhtâr es-Sekafi (ö.67/687), halk nezdinde meşruiyetini sağlamak amacı ile dönemin bilinen isimlerinden birine “Resûlullah’dan sonra halife olacağım ve neslini kollayacağıma dair bir hadis uydur.” der, karşılığında da servet vaat eder. Adam kabul etmez ancak sahâbe adına uydurabileceğini ve fiyatta da indirime gideceğini söyler. Muhtâr, “Fakat Hz.Peygamber’den olursa daha etkileyici olur.” deyince adam azabının da şiddetli olacağını söyleyerek hadis uydurmaya yanaşmaz.”[17]Ancak tarihte özellikle sultanları ve nüfuz sahiplerini memnun etmek için ne kadar yalan uydurulduğunu ve çarpıtmalar yapıldığını biliyoruz. Bu hususta bir örnek vermek gerekirse, şu örneği aktarabiliriz:

Yalancılığı ve riyakârlığı ile meşhur Gıyas b. İbrahim (ö. II/VII. yüzyıl), Abbasi Halifesi Mehdi’nin (ö.169/785) huzuruna girer. Bakar ki Halife Mehdi, güvercin yarıştırıyor. Hemen düzmece bir isnat ortaya koyar ve Resûlullah’ın şöyle buyurduğunu dillendirir: “Ok, deve, at ve kuş yarışlarından başkası için ödül almak helal olmaz.”  Bu hadisten çok memnun olan Halife Mehdi, Gıyas b. İbrahim’e 10.000 dirhem ihsanda bulunur. Ama daha sonra öğrenir ki hadisin aslında kuş yoktur, Gıyas onu memnun etmek için bu ilaveyi yapmıştır. Çok sinirlenir Halife Mehdi ve Gıyas’a: “Senin şu kafan yok mu, tam bir yalancı kafasıdır, senin kafan!” der.[18]

Tabi bu istismarlar sadece tarihte kalmamıştır. Ne yazık ki günümüzde de gerek hadislerin, gerek bizzat siyerin ne kadar farklı alanlarda istismara uğradığını hepimiz müşahade etmekteyiz. Şiddet eylemi olan bazı yapıların siyer içerisinde bulunan belli başlı tabloları kullanmaları, Medine Vesikası’nınçok değişik hadiselere referans olarak sunulması, Ehl-i Kitap ile münasebetlerin yine çarpıtılarak kullanılması, Ehl-i Beyt’in istismarı, HudeybiyeSulhu’nun bugün yapılan bazı antlaşmalara delil olarak takdim edilmesi, ayet ve hadislerin ticari metalara dönüştürülmesi, dualara çeşitli tılsımlar yüklenerek suiistimal edilmesi ve daha nice misaller, bu istismarın halen nasıl devam ettiğinin güncel örnekleridir.

Siyer İstismarının Amaçları

            Bu istismarların yapılmasının elbette birçok farklı amacı vardır. Ancak en temelde şu gayelerin etkili olduğunu düşünmekteyiz:

  • Maddi Çıkar Elde Etme ve İnsanların Duygularını Kullanarak Rant Sağlama
  • Manevî NüfûzOluşturma ve İnsanlar Üzerinde Tesir Uyandırma
  • Hizip, Fırka, Mezheb ve Meşreplerini Yaygınlaştırma ve Kendilerini Daha Güvenilir Kılma İsteği
  • Siyasî Çıkar ve İktidar Elde Etme ve İnsanları Kendine Bağımlı Hale Getirme
  • İslâm Düşmanlarının Müslümanlar Arasında Fitne Oluşturma Arzuları

İstismarın Zararları

            Elbette istismarın zararları sayılmayacak kadar çoktur. En başta her türlü istismar, ne adına yapılırsa yapılsın aziz dinimize bir ihanettir. Allah’ın (cc) rızasından başka bir amaç taşındığı için şirk tehlikesi içermektedir. Kur’an’ın bu konudaki uyarısı hiçbir zaman unutulmamalıdır:  “Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: ‘Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz.’ derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.”[19]

            Amacı ne olursa olsun her türlü istismar ortaya nifak çıkarır. Allah’ın (cc) rızası dışında taşınan her amaç, insanı farklı noktalara sürükleyeceği için nifak tehlikesi her an vardır. Nifakı içselleştiren ise münâfık olacak ve Kur’ân’ın belirttiği gibi şöyle bir akıbete maruz kalacaklardır: “Şüphe yok ki münâfıklarCehennem’in en alt katındadırlar. Artık onlara asla bir yardımcı bulamazsın…”[20]

            Yine her türlü istismar, toplumda iki yüzlülüğü, riyakârlığı, inançta sapmaları, sahte ve şekilci dindarlığı, daha doğru ifade ile “dinciliği” ortaya çıkaracaktır. Bütün bunlarda, özelde siyerin genelde dininin tamamının doğru bir şekilde anlaşılmasına engel olacaktır. İnsanları dini değerlere karşı soğutacak, hatta o değerlerden nefret etmelerine sebep olacaktır. Toplumda güven duygusunu zedeleyerek, samimi olarak yapılan ve yapılacak tüm hayır hizmetlerinin de zarar görmesine neden olacaktır.

            İşte bundan dolayı her türlü istismara karşı duyarlı olunmalı ve güzel örnekler ortaya koymaya çalışılmalıdır. Eğer amacı sadece ve sadece Allah (cc) rızası olan hiçbir ticari, siyasi, şahsi, maddi ve manevi rant sağlama amacı taşımayan hizmetlerin sayısı artarsa, bu işi farklı amaçlarla yapanların kapıları birer birer kapanacaktır.

            Son olarak şu ayet, bu konuda unutulmaması gereken bir ilahî ikaz olarak zihnimizde yer edinmelidir: “Ey insanlar! Rabbinize karşı gelmekten sakının! Öyle bir günden çekinin ki o gün hiçbir baba evladına asla fayda veremez, evlat da babasına fayda sağlayamaz. Allah’ın vâdi elbette gerçektir. O halde sizi dünya aldatmasın ve çok hilekâr şeytan da sizi Allah ile aldatmasın, Allah’ın affına güvendirmesin!”[21]

 

 

 

 


[1] 2. Bakara, 75.

[2] 2. Bakara, 79.

[3] 3. Âl-i İmrân, 187.

[4] 7. Araf, 175-176.

[5]Bkz: Taberî, Câmiü’l-beyâni ‘an te’vîliâyi’l-Kur’ân, X/568; Râzî, Tefsîr-i kebîr/Mefâtihü’l-gayb, XV/403; Kurtubî,

el-Câmi’ li-ahkâmi’l-Kur’ân, VII/319; İbnKesîr, Tefsîrü’l-Kur’ani’l-‘Azîm, III/457.

[6] 26. Şu’arâ, 109.

[7] 26. Şu’arâ, 127.

[8] 26. Şu’arâ, 145.

[9] 26. Şu’arâ, 164.

[10] 26. Şu’arâ, 180.

[11] 6. En’âm, 90.

[12] 23. Mü’minûn, 72.

[13]Tirmizî, Zühd, 43; Dârimî, Rikâk, 21.

[14] Buhari, İlim, 38; Cenâiz, 34; Enbiyâ, 50; Müslim, Zühd, 72; Ebû Davud, İlim, 4; Tirmizi, Fiten, 70.

[15]Rebi’ b. Habîb, Müsned, 1/ 324-325; Abdurrezzâk, Musannef, XI/261, V/308; Tahavî, Şerhumüşkili'l-âsar, I/352.

[16]33. Ahzab, 21.

[17]Hatîb el-Bağdadi, el-Câmi' li-ahlâki'r-râvî ve âdâbü's-sami', I/131

[18]Süyûtî, Tedribu’r-râvî, I/286.

[19]39. Zümer, 3.

[20] 4. Nisâ, 145.

[21] 31. Lokman, 33.

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


Muhammed Emin YILDIRIM