Hadis-Sîret İlişkisi

Hadis-Sîret İlişkisi

Hz. Peygamber’e isnad edilen söz, fiil ve takrîrler “hadis” olarak adlandırılır.Sözlük anlamı “insanın gidişâtı, tuttuğu yol, hâl ve tavrı” anlamına gelen sîret ise Hz. Peygamber’in hayat hikâyesidir. “Sîret”in çoğulu “Siyer”dir ve bu kelime genellikle Hz. Peygamber’in sîretini (hayatı hikayesini) inceyen bilim dalı için kullanılır.

Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrîrlerinden oluşan hadis ile, onun hayat hikâyesi anlamına gelen sîret arasında bir ilişki bulunduğunu söyleyebilmek için derin ilmî araştırmalar yapmaya gerek yoktur. Çünkü bir hayat hikâyesi, konu edindiği şahsın söz, fiil ve takrîrlerinin belli bir olay örgüsü içinde ve sebep sonuç gözeterek sunulmasından ibarettir.

Öte yandan birer ilim dalı olarak ele alındığında hadis ile sîret arasındaki ilişkinin ortaya konulması derin ilmî araştırmaları gerektirir. Özellikle bu iki ilmin aynı köklere dayandığı, temellerinin aynı âlimler tarafından atıldığı dikkate alındığında her iki ilmin ortak bir tarihi yazılmadan ne hadis ne de sîret külliyâtının mevcut durumu tam olarak kavranamaz. Bu açıdan bakıldığında hadis ile sîret ilişkisini ortaya koyabilmek için şunların yapılması gerekir:

1. Hadis ve sîret kavramlarının ve konularının doğru tanımlanması ve belirlenmesi.

2. Hadis ve sîretin ortak bir tarihinin yazılması.

3. Mevcut hadis ve sîret külliyâtının karşılaştırılması.

4. Her iki ilmin külliyâtının birlikte tasnif edileceği ortak bir metodoloji önerisi.

5. Her iki ilim dalında üretilen bilgiyi yorumlayabilecek ortak bir metodoloji önerisi.

Yukarıda sayılan hususların herbiri ancak yoğun ilmî çalışmalar yapılarak halledilebilir. Bu sebeple bu yazıda meselenin teknik detayları üzerinde durmak yerine hadis-sîret ilişkisinin genel olarak ifade ettiği anlam ve bu ilişkinin sağlayacağı faydalar tartışılacaktır.

Hz. Peygamber yaklaşık 40 yıllık nübüvvet öncesi ve  23 yıllık nübüvvet hayatı süresinde düşmanlarının bile takdirle karşılayarak el-Emîn olarak vasıflandırdıkları bir hayat sürmüştür. Onun bu hayatına dair sayısız hatırası olduğu muhakkaktır. Ancak bunların sadece bir kısmı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Alanları ve konuları itibariyle birbirinden oldukça farklı kaynaklarda yer alan haberler  genel olarak hadis ve sîret olmak üzere iki ana gruba ayrılmıştır.

Hadis grubunda bulunan ve Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrîrlerinden oluşanhaberler hacim bakımından sınırlı, tasnif bakımından ise genellikle nakledicisine (râvî) veya içeriğine göredir. Nakledicisine göre düzenlenen eserler müsned veya mucem olarak adlandırılır. Bu eserlerde sahâbeye veya müelifin şeyhlerine göre tasnif edilmişlerdir. Konusuna göre düzenlenmiş eserler ise musannef, câmiʿ veya sünen olarak adlandırılır. Bu eserlerde hadisler akaid, fıkıh ve ahlâk konularına göre sunulmaktadır.

Sîret eserleri Hz. Peygamber’in yaşamından kesitlerden oluşan haberlerin kronolojik bir tasnife tâbi tutulması neticesinde ortaya çıkar. Sîret kaynaklarında Hz. Peygamber’in şemâili, genel ahlâkı ve ashâbıyla münasebeplerine dair haberler de yer alır. Ancak bunlar kronolojik sıraya göre değil konuya göre (tematik) tasnif edilirler.

Hz. Peygamber’in sîreti, söz, fiil ve takrîrlerinden oluşan bilgilerin günümüze kadar ulaşmasında başta sahâbe olmak üzere çok sayıda âlimin emeği vardır. İlk dönem ulemâsının hem hadis hem de sîret alanındatemayüz eden âlimler olduğu bilinmektedir. ʿUrve b. ez-Zübeyr (ö.94/713), Âsım b. Ömer b. Katâde (ö.120/737), Şurahbil b. Sa’d (ö.123/740), Yakub b. ʿUtbe (ö.128/746), ez-Zührî (ö.124/742)ve Abdullah b. Ebî Bekr b. Hazm (ö.130/747?) bunlardan bazılarıdır.

Bu âlimler hem siyer hem de hadis alanında kaynak olabilecek rivâyetleri aktarmışlardır. Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrîrlerinden ibaret olan hadisler zamanla dinin kaynaklarından biri olarak görüldüklerinden dolayı daha fazla itina gösterilerek nakledilmişlerdir. Bunun için hadis usûlü olarak adlandırılan nakil kural ve kaideleri geliştirilmiştir. Sîret haberleri ise hadis usûlüne göre daha gevşek kurallara göre kronolojik olarak tasnif edilmişlerdir. Her iki haber türünün kaynağı dabaşlangıçtasahâbeolmasına rağmen zaman içinde sahâbeye dayanıp dayanmadığı açıkça zikredilmeyen tabiin ve tebeu tabiin dönemindeki âlimlerin haberleri de tasnif edilerek nakledilmeye başlamıştır.

Günümüzde her iki ilmin usûl ve külliyâtı birbirinden farklılaşmıştır. Hadis usûlü sîret haberlerini mevsukiyet noktasından tenkid edip reddederken, Siyer kaynakları ise genellikle kronolojik bir yapıya sahip olmaları nedeniyle tasniflerinde mevcut hadislere yer bulmakta zorlanmaktadırlar.

Her iki ilmin külliyâtında da birbirindenbilgi alış verişiaz da olsa bulunmaktadır. Hadis kaynakları Siyer, el-Meğazî, Fedâil gibi bâb başlıkları altında bazı siyer rivâyetlerini iktibas ederken, özellikle muahhar siyer kaynakları da Hz. Peygamber’in hayatının bazı bölümleri ve şahsiyeti ile ilgili kısımlarında hadis kaynaklarından daha yoğun olarak istifade etmeye başlamışlardır.

Bütün bunlara rağmen her iki ilmin birbiriyle ilişkisi oldukça zayıf ve hatalı tanımlanmıştır. Bu iki ilmi birbiriyle daha yoğun bir ilişki kurulduğu takdirde bunun her ili alan için de faydalı olacağı açıktır. Çünkü hadisler ancak siyer ilmi yardımıyla kronolojik bir tasnife sahip olabilirler. Öte yandan Siyer ilminde desadece savaşlardan bahseden bir yapı arzetmek yerine hadisler yardımıyla Hz. Peygamber dönemindeki siyâsî, sosyal ve kültürel olguların daha yoğun olarak ele alınabildiğizengin metinler elde edilebilir.

Sonuç olarak hadis ve siyer ilimlerinin her ikisinin konusunun da Hz. Peygamber olmasından dolayı birbirleri ile ortak bir paydada buluşması her zaman mümkündür. Bunun için yapılası gerekenler yazının baş tarafında sıralanmıştır. Bunlardan şu ikisi meselenin çözüme kavuşturulması için atılacak adımların başında gelmelidir: Her iki ilmin ortak bir tarihinin yazılması ve hadislerin tarihlendirilebileceği bir metod ortaya konulması.

Hadis ve siyer arasında kurulacak ilişkinin bir neticesi olarak Hz. Peygamber’in söz, fiil ve takrîrlerinin daha doğru anlaşılması, siyer olaylarındaki sebep-sonuç ilişkisinin belirlenmesine katkıda bulunabilecek yeni haber kaynaklarına sahip olunması ve Kur’ân âyetlerinin de sebeb-i nüzûl çerçevesinde tefsirine vakıf olunması mümkün hale gelebilir. Böylece bütün müslümanlar için güzel bir örnek olan (Ahzâb 33/21) Hz. Peygamber’in ayatı boyunca söylediği sözlerin, yaptığı tasarrufların ve çevresinde olan bitenin aslına daha uygun olarak tasviri mümkün hale gelir.

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


Dr. Mehmet Apaydın