Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

PROF. DR. ENBİYA YILDIRIM

 

Ülkemizde tefsir, siyer, hadis, fıkıh, kelam (mezhepler tarihi) ve diğer alanlarda yapılan çalışmalara bakıldığında disiplinler arasında bir korelasyon kurulabildiğini söylemek mümkün değildir. Örneğin bir şahıs veya bir konu etrafında yapılan bir çalışma okunduğunda okuyucu bunu diğer ilimlerle müşterek olarak zihninde götüremez. Bu da bir alanda yapılan çalışmanın diğer alanlarla hak ettiği bağıntının kurulamamasından kaynaklanmaktadır. Bunun anlamı ise, ülkemiz İlahiyat çalışanlarının zihin dünyalarında diğer alanlarla geçişkenlik arz eden bir bilgi kümesi olmadığıdır. Mesela bir hadisçi Buharî dendiğinde onun hadisçiliği için söyleyecek çok şeye sahiptir ancak Buharî’nin yaşamış olduğu coğrafyalar ile hayatını geçirdiği yerlerdeki siyasi, ekonomik ve diğer yapı taşlarıyla ilgili kafasında yerli yerine oturmuş bütünleşik bir bilgi yoktur. Sanki bunlar birbirlerinden bağımsız hususlar gibidir. Bu nedenle bir hadisçi bir Buharî’den bahsederken aynı anda onun yaşamış olduğu dönemle bağlantıyı hakkıyla kuramaz. Buharî ayrı, tarih ayrı bir olgu gibidir. Bir fıkıhçı, bir tefsirci veya siyer alanında çalışan biri için de durum pek farklı değildir. Bu nedenle de yapılan alan çalışmalarında diğer branşları ilgilendiren konuya usulen birkaç sayfa giriş yapılır ve ondan sonra çalışılan konunun içinde boğulup gidilir. Nitekim fıkıh alanında konu merkezli çalışmalarda bu hususu çok belirgin bir şekilde görürüz. Hukuksal bir kavram çalışılır ancak meselenin tarihsel kökenleri ve bunu ortaya çıkan gerekçeler üzerinde söylenen hususlar okuyucuyu asla tatmin etmez. Çünkü yüzelseydir. Bütün bu eksikliklerin nedenleri hususunda söylenebilecek çok şey olmakla birlikte, ana etmenler şunlardır: 1-Akademik alt yapı hazırlanmadan, özellikle de farklı alan okumaları yapılmadan tezlere başlanması. 2-Kes yapıştır profesyonelliği ile bir an önce bitirme çabası. 3-İş yoğunluğu yanında pek çok öğrenciye danışmanlık yapan hocaların bu görevlerini hakkıyla yerine getirememeleri. Bu tablonun sonucu olarak, son zamanlarda İslamî ilimler alanında yapılan ve takdiri hak eden çalışma sayısının oldukça az olduğunu söylemek durumundayız.

 

Siyer genel anlamıyla da İslam tarihi açısından meseleye biraz daha yakından baktığımızda, çalışmaları yakından takip etmeye gayret edenler olarak şunu görüyoruz: Özellikle batı dünyası tarihçiliği ve bu ilmin diğer ilim dallarıyla koordineli yürüttüğü tarih yazıcılığı henüz bizde oluşmadı. Hatta siyer bağlamında bunun izlerini görmek oldukça zordur. Çoğunlukla yapılan iş, rivayetlerin çarpıştırılması, bunun sonucunda bir yoruma gidilmesidir. Hatta rivayetlerin seçiminde bile bir ilkeden bahsetmek pek mümkün gözükmemektedir. Şöyle ki, yazarın önceden oluşmuş bir kabulü vardır. Bunu ispat etmek için rivayetlerden seçki oluşturmakta ve sonuçta “hüküm budur” demektedir. Eğer bu çalışmayı, o alandaki rivayet malzemesini genel olarak bilen biri olarak okuyacak olursanız, yazarın bilimsellikten ne kadar uzak olduğunu ve siyeri kendi anlayışına göre konuşturduğunu görürsünüz. Çünkü rivayetlerin seçiminde bir metottan bahsetmek mümkün değildir.

 

Her şey bir yana, burada mutlaka zikredilmesi gereken temel bir sorunumuz bulunmaktadır. O da şudur: Ülkemizde son zamanlarda İlahiyat alanında yapılan çalışmalardaki özgünlük ve özgürlük alanının oldukça daral(tıl)dığını görüyoruz. Tek tipçi bir bakış açısı egemen olmuştur ve bu durum yapılan çalışmalar üzerinde manevi bir kontrol mekanizması kurmuştur. Bu hissedilir baskı sonucunda oluşan yeknesaklık varılacak sonuçlar ve hatta çalışma yöntemi üzerinde bile etkili olmaktadır. Öyle ki, yeni bir söz söylemek büyük risk almak demektir. Özellikle de akademik çalışmaların başlangıç aşamasında olan ve gelecek adına endişe hesapları içine giren gençler açısından bu durum üzücüdür. Bu tablo karşısında şunu sormak durumundayız: Türkiye’de İlahiyat alanında özgür aynı zamanda da özgün akademik çalışma yapma imkanı ne kadardır? Kim bilir, belki de istenen, Ömer Nasuhi Bilmen’in İlmihal’i ile yetinerek mutlu olacağımızın vaat edildiği bir hayat sürmektir.

 

Son olarak şu iki hususu da eklemek isteriz:

 

1-Ülkemizde siyer yazıcılığının popüler kültüre kitap yetiştirme yarışına evrildiğini görüyoruz. Bu çok önemli bir sorundur ve özel olarak ele alınması gerekmektedir. Alanlarında belli birikime erişmiş olanların akademik çalışma yapacakları olgunluk dönemlerinde çeşitli dünyevî beklentilerle bu tür çalışmalara yoğunlaşmaları takdiri hak eden bir durum olarak gözükmemektedir. Böylesi yayıncılığın esas gaye haline gelmesi, rehberlik konumundakilerin görevlerini ifa etmemeleri anlamında gelmektedir.

 

2-Siyer ilmini tefsir, fıkıh, kelam ve hadis ile içiçe geçmiş bir ilim dalı haline getirmedikten sonra hem yetiştirilen genç akademisyenler hem de yapılan çalışmalar gelecek adına beklentimizi karşılamayacaktır. Nasıl ki, özellikle tefsir ve fıkha eli uzanmamış olan bir hadisçi gerçek anlamda hadisçi olamıyorsa, diğer ilim dallarıyla kendini yeteri kadar beslememiş olan bir siyer yazarından kuşatıcı çalışmalar beklemek hayaldir. Bu nedenle siyer alanında çalışacaklara Hz. Peygamber’in evren tasavvuru, peygamberlerin ismeti, Kur’an dışı vahyin imkaniyeti, ayetlerin nüzûlü gibi diğer alanların konusuymuş gibi gözüken esasında doğrudan siyerle ilgili olan mevzularda okumalar yaptırmak zorunludur.

 

 


* Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Hadis Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


PROF.DR.ENBİYA YILDIRIM