Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

Bir İlim Olarak Siyer Hakkında Ne Düşünüyorsunuz?

PROF. DR. OSMAN ÇETİN*

 

1. İslâm İlimler Geleneği ve Siyer

 

İnsan, konuşan bir varlıktır. Konuşmaktan amaç düşünmek ve düşünüleni söz ve yazı ile ifade etmektir. İnsanın düşünme ve bilgi üretme aracı, onun en temel özelliği ve ayırt edici niteliği olan akıldır.

 

Hz. Âdem’den zamanımıza kadar insanlar düşündüler ve bilgi ürettiler. Bu bilgileri dil, yazı, resim ya da daha başka sembollerle diğer insanlara aktardılar. Böylece insanlığın ortak malı olan bir bilgi birikimi ortaya çıktı. “Çin’de de olsa” alınması tavsiye edilen ilim, işte bu birikime işaret eder. İslam’la birlikte bu birikime yeni düşünceler ve bilgiler eklendi, böylece insanlığın ortak çabasına katkı sağlanmış oldu.

 

Bilgiye/ilme işaret ederken her ne kadar ortak insanlık mirasından söz ediyorsak da her toplumun bu mirasın oluşturulmasında özel bir yerinin, farklı bir konumunun bulunduğu unutulmamalıdır. Bu durum, İslam toplumlarındaki ilim ve fikir faaliyetleri bakımından da geçerlidir. Düşüncenin kaynağı farklılaştıkça ona bağlı olarak gelişen ilmi faaliyetlerin kendine has tavırlar sergilediği, gelenekler oluşturduğu görülür.

 

İslam ilimleri deyimi iki farklı anlamda kullanılır: Özel anlamda sadece tefsir, hadis, fıkıh, kelam ve tasavvuf gibi ayet ve hadislerden kaynaklanan ilimlere İslâmî ilimler denilmiştir. Genel anlamda “İslami ilimler” veya “İslam düşüncesi” ifadesi ise hangi türden olursa olsun Müslüman toplumlarda yazılan, okunan ilgi gören ve yararlanılan bütün ilimleri kapsar.

 

İslam’ın iki temel kaynağı Kur’an ve hadistir. Kur’an ve hadiste ilme büyük önem verilmiştir. Kur’an’da ilim ve türevlerinin 750 kadar yerde geçmesi bunu göstermektedir. Kur’an’da hikmet, marifet, akıl, fikir, idrak, fehm, fıkıh, yakîn, şuur, tezekkür ve benzeri kelimeler de çoğu zaman ilim ve fikirle bağlantılı olarak kullanılmıştır. Yalnız sözü edilen bu ilimden öncelikle Kur’an’ın içeriğini oluşturan bilgiler anlaşılmalıdır. Bu bilgiler tefsir, hadis, fıkıh, kelam gibi ilimlerin ortaya çıkmasına, zamanla bu ilimlerden yeni ilimler doğmasına sebep olmuştur. Böylece bir ilim geleneği oluşmuştur. Siyer de kaynağını Kuran ve hadisten alan bir ilim olarak daha sahabe devrinde ortaya çıkmış ve bu geleneğin bir parçası olmuştur. 

 

2. Siyer’in Hadis ve Tarihin Alt Şubesi Olarak Değerlendirilmesi

 

Müslümanların eski kültür merkezlerine hâkim olmasına ve antik Yunan ve Helenistik felsefenin İslâm toplumuna intikal etmesine paralel olarak ilimler, çeşitli şekillerde sınıflandırılmaya başlandı. Bu gelişmeye dini ve felsefi akımlarla birlikte tekâmül eden ilmî ve fikrî hayatın etkisi oldu. Bu tekâmül yüzlerce ilim dalının ortaya çıkmasına sebep olmuştu. İşte bu ilim dalları farklı sınıflandırmalara tabi tutuldular. Bunlardan birine göre ilimler;  I. Şer’î/İslami İlimler, II. Aklî/Rasyonel İlimler, III. Lisan İlimleri, IV. Garip İlimler diye tasnif edilmiştir. Bu sınıflamada tarih, siyer ve meğazi lisan ilimlerine dâhil edilmiştir. Ancak başka tasniflerde ilimlerin yeri değişmektedir. Mesela kelam hem İslami hem akli ilimler arasında gösterilebilmiştir. 

 

Biraz önce de ifade edildiği üzere bütün İslami ilimlerin kaynağı Kur’an ve hadistir. Aynı kaynaklık durumu siyer için de söz konusudur. Başlangıçta ilim/kitap yazmak, bilgileri özellikle hadisleri toplamak şeklinde anlaşılıyordu. Daha sonra telif, tasnif ve tedvin dönemine geçildi. Bu üç kelime bilginin olabildiğince sistemli bir hale getirilmesini ifade ediyor. Bu sistemleştirme bir süre sonra İslami ilimleri ve alt konularını ortaya çıkardı. Siyerin hadis ve tarihle ilişkisini sorgularken işte bu gelişmeleri göz önünde bulundurmak gerekmektedir.

 

3. İnderdisipliner Yaklaşım Olarak Siyer

 

Kaynağı kitap ve sünnet (Kuran-hadis) olan ve Müslümanlar tarafından kurulan (tedvin edilen) ilimler şunlardır: Tefsir, hadis, fıkıh, kelâm, tasavvuf, ahlak, siyer. Bu ilimlerden her birinin onlarca şubesi, dalı ve alt bölümleri bulunmaktadır. İslam toplumunda gerek tefsir, hadis, fıkıh, kelam, siyer, meğazi gibi Kur’an ve sünnet kaynaklı ilimlerin ortaya çıkması, gerekse çeşitli akli ve felsefi ilimlerin tercüme yoluyla İslam toplumuna girmesi ve yayılması, ilimlerin yeniden sınıflandırılması ihtiyacını doğurmuştu. Ancak özellikle İslami ilimlerin aynı kaynaktan beslendiği ve amaçları itibariyle İslam dininin daha iyi anlaşılması, daha iyi yaşanması ve böylece insanı kurtuluşa götürecek ilahi yolun bulunmasını, Hakk’ın rızasına erişilmesini hedefledikleri unutulmamalıdır. Yani amaç/gaye birliği siyerin de içinde bulunduğu İslami ilimlerin interdisipliner bir yaklaşımla ele alınması zaruretini ortaya çıkarmaktadır. 

 

4. Siyer ve Kur’ân

 

Kur’an, bir Müslüman için temel kaynaktır. Kur’an’a göre yaşamak onun hayatının mihverini oluşturmalıdır. Bu da Kur’an’ın anlaşılmasıyla mümkündür. Kur’an’ın anlamını ve yorumunu konu alan ilim dalı olan tefsir işte bu ihtiyaçtan doğmuştur.   

 

Hiç şüphesiz Müslümanların Kur’an’a ilgisi sahabe ile başlar. Ashab bir taraftan Hz. Peygamber’le birlikte günlük hayatın sıkıntı ve başarılarını yaşarken diğer taraftan onun mübarek ağzından ilâhî kelamı duyuyor ve bazı ayetlerde de Rasulullah’tan, onun tebliğ faaliyetlerinden, ahlakından, savaşlarından kısacası siretinden söz edildiğini görüyorlardı. Yine Kur’an’ın işaretiyle Hz. Peygamber’i iyi tanımanın, ona tabi olmanın, onun yolundan gitmenin Allah Teala’nın emri olduğunu öğreniyorlardı. Bütün bunlar Ashab-ı Kiramı Rasulullah’a daha da yaklaştırdı. Kendisiyle birlikte yaşarken şahit oldukları üstün şahsiyetinin Yüce Yaratıcı tarafından Kur’an’da övülmesi, Resûlullah’a bağlılıklarını daha da artırdı. 

 

 Malum olduğu üzere siyer, siret kelimesinin çoğuludur. Siret, “davranış, hal, yol, âdet, bir kimsenin ahlâkı, seciyesi ve hayat hikâyesi” gibi anlamlara gelmektedir. Hz. Peygamber’in hayatını ve şahsiyetini, tebliğ faaliyetlerini, siyasî ve askerî mücadelelerini konu alan ilim dalına da “Siyer” denilmektedir. İşte bu ilim dalının en önemli kaynağı Kur’an’dır. Müslümanlar, Sahabe devrinden başlamak üzere İslam Tarihinin her döneminde Rasululah’ı daha iyi tanımak için işte bu temel kaynağa, Kur’an-ı Kerim’e başvurmayı siyer araştırmalarının vazgeçilmez unsuru olarak görmüşlerdir.

 

5. Siyer ve Hadis

 

Hz. Peygamber’in söz, fiil, hal ve hareketlerinden bahseden ilme hadis denir.  Genellikle sahabe, tâbiîn ve etbau’t-tâbiîn’e ait söz, fiil ve görüşler de bu ilmin bir parçasıdır. Siyerin hadisle de ilgisi vardır ve hadisler, Kur’an ve tefsir kitaplarından sonra siyerin ikinci önemli kaynağını oluştururlar. Siyer ve meğaziye dair pek çok hadisin rivayet edilmesi, bunların hadis kitaplarında ayrı bölümlerde toplanması, bu rivayetlerden hareketle siyer ve meğaziye dair müstakil risaleler yazılması da bunu ifade etmektedir. Sayıları elli civarında olan bazı sahabilerin hadisleri toplayıp “sahifelere” yazdıkları bilinmektedir. Bunlardan biri de Abdullah b. Abbas’dır. İbn Abbas, hadisleri yazmakla kalmamış bunları haftanın belli günlerinde tertiplediği tefsir, fıkıh ve meğazi derslerinde başkalarına da aktarmıştır.  Daha ashab devrinde hadislerden hareketle siyer ve meğazi derslerinin verilmesi, siyer denilen bir ilim dalının ortaya çıkması siyer-hadis ilişkisini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.

 

6. Siyer ve Ahlak

 

Kur’an ve hadislerde ahlâkî hükümler, kaideler ve meseleler geniş yer tutar. Cenab-ı Hak, Hz. Peygamber’in insanlar için bir “nümûne-i imtisal” olduğunu bildirir. Bizzat Rasulullah, “mekârim-i ahlakı” tamamlamak için gönderildiğini söyler. Kur’an ve hadislerde ortaya konulan ahlak umdelerini en iyi yaşayan kişi Hz. Peygamber’dir. Hz. Ayşe’nin ifadesiyle Rasulullah’ın ahlakı Kur’an’dan ibarettir. Dolayısıyla onun siretini öğrenmek Kur’an ahlakını, İslam ahlak ve âdâbını öğrenmek demektir. İlk zamanlarda ahlakla ilgili hususlar genellikle tefsir ve hadis kapsamında ele alınmış, bu konu bağımsız bir ilim dalı olarak görülmemişti. Daha sonra ahlak ve âdâb konusuna önem verilmiş, kitaplarda bölümler ayrılmış, müstakil eserler yazılarak bir ilim dalı haline getirilmiştir.

 

Siyer ve Ahlakın yakınlığını, iç içe olmasını anlatan güzel bir örnek de ülkemizde İmam Hatip Okullarının ilk açıldıkları yıllarda ders programına “Siyer ve Ahlak” adı verilen bir dersin konulmuş olmasıdır.

 

7. Din Eğitimi Açısından Siyer İlmi

 

Din eğitiminin amacı Müslümanlara dini bilgi ve davranış bütünlüğü kazandırmaktır. Allah Teala, davranışa dönüşmeyen dini bilgilerin bir Müslümanın dini hayatı bakımından bir anlam ifade etmediğini Kur’an-ı Kerim’de bizlere hatırlatıyor. Bilginin davranışa dönüşmesinde en etkili yol, “rol modeller” yan “nümûne-i imtisallar” dir. Kur’an-ı Kerim’de çokça peygamber kıssalarına yer verilmesi boşuna değildir. Yine Kur’an’da Hz. Peygamber’e kendisinden örnek alınacak bir ahlakî model olarak işaret buyurulmasının sebebi de budur. Bütün bunlar özellikle çocuklara din eğitimi verilirken siyere başvurmayı gerekli kılmaktadır. Eski kassam defterleri veya kadı sicillerinde yapılan araştırmalarda, ölen kişilerden varislerine intikal eden eşya arasında genellikle Mushaf’la birlikte bir siyer kitabının yer aldığı görülmektedir. Bu bize atalarımızın da dinî ve ahlakî eğitim verilirken siyere ihtiyaç duyduklarını göstermektedir.

 

Genellikle İslâmî ilimlerin bir şekilde insan fiili ve ameli ile ilişkisi vardır. İslâmî anlamda bir ilmin, bir bilginin dünya ve ahirette işe yaraması ve bir fayda sağlaması gerekir. Hadiste geçen “faydasız ilimden Allah’a sığınırım” ifadesi bu bakımdan önemlidir. Siyer ilmi, işte bu anlamda “faydalı ilimler” arasında yer almaktadır.  

 

 


* Emekli İslam Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Sayı 8

Temmuz-Haziran 2020

Sayı 7

Ocak-Haziran 2020

Sayı 6

Temmuz-Haziran 2019

Sayı 5

Ocak-Haziran 2019

Sayı 4

Temmuz-Haziran 2018

Sayı-3

Ocak-Haziran 2018

Sayı 2

Temmuz-Haziran 2017

Sayı 1

Ocak-Haziran 2017


PROF.DR.OSMAN ÇETİN